Geçen hafta içerisinde yazılıp çizilmesi gereken çok olay oldu. Bu olaylar nedeniyle bütün kutsallığına rağmen rahat bir bayram geçiremediğimizi belirtmemiz gerekir. En azından kendim için bu tanıyı koyabilirim.
Beni oldukça rahatsız eden ve düşündüren iki olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birincisi Sayın Orhan Miroğlu’na yönelik tehdit ikinci ise Sayın Akın Birdal’a yönelik fiziki saldırıdır.
Miroğluna yönelik tehdidi kendi anlatımından aktaralım;”Ankara Otobüs Terminali’ne varmıştık ki, telefonum çaldı. Ekranda bilinmeyen numara yazıyordu. Bilinmeyen numaralardan pek hazzetmem. Ama yurtdışından bazen gelebiliyor bu tür aramalar. Telefonumu açtım, ama konuşan olmadı. Bunun yerine garip sesler duymaya başladım. Hırıltılı, boğazı düğümlenmiş gibi sanki can çekişen bir insanın çıkardığı seslere benziyordu bu sesler. Çok korktum, bir tanıdığım, kötü bir şey, ne bileyim belki bir kaza geçiriyor diye düşündüm. Arayan her kimse belki kaza geçirmiştir, yardıma ihtiyacı vardır ve bu kaza anında aklına beni aramak gelmiştir diye hızla bir şeyler geçti aklımdan. O anda korku ve merak içinde ürperdiğimi hissettim. Birkaç kez heyecan içinde alo, alo dedim ve sonra gelecek cevabı bekledim. Otobüstekilerin de dikkatini çekti bu halim. Sonra kuvvetli gıcırtılar gelmeye başladı. Sanki bir şeyler kırılıyor gibiydi. Derken telefonun öbür ucundan bir ses duydum:
“Kendine çok dikkat et!” dedi bu ses.
Duyduğum ses ne tam kadın sesine ne de tam erkek sesine benziyordu. Çok tuhaf bir sesti ve belli ki konuşanın gerçek ses tonunu yansıtmıyordu. Kısa bir an bekledim, devam etsin, meramı nedir, bunu anlayayım diye. O ise, “kendine dikkat et!” dedikten sonra sustu, yeniden can çekişen insan sesi duymaya başladım. “Kimsin sen?” dedim birkaç kez. Bana neden böyle bir şey soruyorsun der gibi, gayet yumuşak bir tonda “sen kimsin” dedi o da. Telefonumu kapatmam en iyisiydi belki. Ama yapamadım. Açık kaldı telefon. Sonra çığlıklar duydum ve çığlıkları yayan cihazın sesi kısıldı yavaşça ve ardından yine o ses şöyle dedi:
“Her an ölebilirsin!”
Bu sözleri duyunca öfkelendim ve “Sen bir hayvansın” dedikten sonra telefonu kapattım..”
Görüşlerine katılırsınız katılmazsınız ama bir yazarı, düşünce adımını bu şekilde tehdit etme mantığının hayra alamet olmadığını belirtmek gerekir. Orhan Miroğlu Ape Musa ile birlikteyken uğradığı saldırıdan bu yana zaten ölümle arasındaki çizgiyi aşmış bulunmakta. Bu nedenle ona tehdit telefonları açanların cesaretlerini toplayıp karşısına geçmeleri ve düşüncelerini paylaşmalarının daha cesur bir hareket olduğu düşüncesindeyim.
İkinci olay ise Akın Birdal’a yönelik fiziki saldırıydı. Akın Birdal’a da Tıpkı Orhan Miroğlu gibi daha evvel silahlı saldırıya uğramış ancak yaşamda kalma şansına sahip olabilmiş bir aydın. Bir insan Hakları savunucusu. Bursa mitinginde kendini kelimelerle ifade etmekten yoksun birinin saldırısına uğradı. Saldırgan bu kez diğer saldırganlar gibi hemen kurtulmadı attığı kafanın bedelini alarak sahneden ayrıldı ama yapılan saldırının mantığı insanların geldikleri düzeyi gösterme açısından önemli.
Öyle anlaşılıyor ki haksızlıklarının altında ezilenler anlatacak lafları olmayınca çareyi tehditte, saldırmakta buluyor. Bu saldırıya uğrayanların yaptıklarının doğru olduğunu gösteriyor. Bu ülkede barıştan kardeşlikten eşitlikten söz edip bunun mücadelesini vermek maskeleri düşürüyor. Herkesin gerçek yüzü ortaya çıkıyor ve saldırganlar daha çok saldırıyorlar.
Paniklemenin, saldırmanın, tehdit etmenin çıkar yol almayacağı apaçık. Bu saatten sonra kimsenin bunlara pabuç bırakması da söz konusu olmaz. Bu nedenle bu yöntemlerin doğru yöntemler olmadığını hatırlatmakta fayda görüyoruz. Her iki yönelimi de tasvip etmenin mümkün olmadığını belirtiyor ve her iki aydınımıza da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Next