Her ülkenin tarihinde yüzleşmek zorunda kaldığı ancak sahip olduğu bilinç sayesinde olumlu ya da olumsuz sonuçlara giden politikalar ürettiği nesnel gerçeklikleri vardır.
Uygulanan doğru politikalar olursa sonuçların hazinliğine rağmen tarihe kayıt düşülüp olanlardan dersler çıkarılır ve acılar kapatılmaya çalışılır ancak belirlenen politikalar kötüyü koruma ve kollama üzerine gelişirse tarihe yine kayıt düşülür ancak o kayıt her zaman o ülkenin evlatlarının yüzüne kara bir leke gibi yapışır durur.
Nazi Almanyasında Hitlerin yaptıkları bir insanlık trajedisidir. İnsanların esir alınıp gaz odalarında öldürülmesi, ırklarından dolayı bir kavmin yok edilmeye çalışılmasının günümüz itibariyle kayıtlara nasıl kaydedildiği malumunuzdur.
Aborjinlerin yaşamlarını zindan edilmesi de aynı özellikleri taşımasa bile benzer bir olgudur. Amerikada Kızılderililerin topraklarının işgali sırasında yaşatılan vahşet, Afrika işgalinde kunta kinte şahsiyetlerinde gösterilen zulümler insanlığın yüzleştiği acı olaylardır.
Çağdaş dünya dediğimiz günümüz dünyasında da insanlık hala acılar çekmektedir. Yeryüzündeki kaynak paylaşımlarından kaynaklanan güçlünün haklı olmayı kendine hak saydığı bir düzende insanlar sessizci ezilmeye devam etmektedirler.
Kendi ülkemizde de az acı yaşamadık, halan yaşamaya devam ediyoruz tek teselimiz ve umudumuz gelecekte bu acıların artık yaşanmaması.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana adına Kürt sorunu dediğimiz bir sorunla yaşamaktayız. Problem aslında öyle sanıldığı kadar ağır ve çözümlenemeyecek bir problem değil ancak tahammülsüzlük, yanlış ve yönlendirilmiş politikalar ve ret ve inkâr modelleri nedeniyle yüz binlerce insanımız yaşamını yitirdi. Öz gücümüzün büyük bir kısmını içerde birbirimizle cebelleşerek geçirmek zorunda kaldık veya bırakıldık.
Geldiğimiz noktada artık bu sorunun çözümü için çaba gösterilmesi gerekiyor. Çünkü dün dündü ve bugüne ilişkin algılar artık farklıdır. Bir yerde gelişen bir olay bir saat içinde bütün dünya kamuoyu tarafından öğreniliyor.
Başlangıç noktası 1925lere dayansa da özü itibariyle 1980 darbesinden başlayan süreç içerisinde meydana gelen çatışmalarda 40-50 bin civarında yurttaşımızı kaybettik. Bir dış saldırıya uğramadık birbirimizi kendimiz imha ettik. Şimdi kabul etsek de etmesekte hatalı olduğumuz açık ortada duruyor. Üstelik bu çatışma ve öldürme olaylarında temel insanı değerlerin hiçbirisine riayet etmemeyi meziyet sayan bir anlayışla idare edildik.
Dünyanın ilk devirlerinden bu yana çatışmalarda öldürülen insanların cenazelerinin teslimi konusunda doğal bir hukuk vardır. Çatışma bittikten sonra sonuçların ortadan kaldırılması yaralı ve ölülerin toplanması için bir ara verilir ve bu imkân esirgenmez.
Şimdilerde yığınla ortaya çıkan toplu mezarlardan anlıyoruz ki bu hukuk bizde yok sayılmış. İnsanlar öldükten sonra da bir mezar hakkına sahip olamamışlardır. Yasalarda kimsesiz olarak tanımlanan insanların nasıl gömülecekleri belirlenmiş olmasına rağmen bu kurala uyulmamış.
Sonuçta dağ taş insan kemikleri ile dolu toprak kemik kaynıyor.
Geçenlerde Sason ilçesindeki Golav mıntıkasında bir inceleme yapıldı. Dağ insan kemikleri ile dolu. Pazartesi günü Newala kasabaya gidildi. Yapılan tespit ve açıklamalara göre burada da yüzlerce insanın kemikleri bulunuyor.
Ancak Golav ile burası arasında fark var. Birisi çatışmada öldürülen insanların cesetlerini çatışma bölgesinde bırakılmasından ibaret. Diğeri ise tutuklandıktan veya ölü olarak ele geçirildikten sonra mezarlık yerine dereye cesetlerin atılmasından ibaret olduğu belirtilen bir girişim.
 Siirt teki Newala kasaba deresine on binlerce insan giderek konuyu kamuoyuyla paylaştı. Gelinen noktanın olumlu olduğunu belirtmek gerekmektedir. Kimsenin cesetlere sahip çıkamadığı bir dönemden on binlerce insanın cesetlerin bulunduğu yere giderek basın açıklaması ile cesetlerin çıkarılmasını istediği bir döneme gelmiş bulunmaktayız.
Yapılanın yanlışlığı zaten ortada onu tartışacak bir durum söz konusu değil ancak geçmişten farklı olarak ortaya çıkan başka bir gerçek ise kimsenin bu yanlışın arkasında durmamasıdır.
Bu da bize göre iyi yolda olduğumuzu göstermektedir.
Zilan deresi,Newala kasaba gerçeği bizim trajedilerimiz olarak tarihe kaydedilmiştir.Bu tür acıların bir daha yaşanmaması ve sonuçların en iyi şekilde telafisi için gerekli adımların atılması dileğiyle.