ARSLAN AİLESİNİN BAŞI SAĞOLSUN
Batman Çağdaş Gazetesi sahibi ve yazarları olan Sevgili Arif ve Nedim Abilerim kıymetli annelerini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Bir insanın en büyük varlığı olan annesini kaybetmenin ne büyük bir kayıp olduğunu tahmin edebiliriz ancak. Bu iki yürekli ve demokrat insanı yetiştirdiğine göre şu an Meleklerin yanındadır merhume. Bu iki insanın acıları büyük, boyunları bükük. Tek tesellileri mahşer yerini andıran taziye çadırına gelen insanların hayır duaları, fatihaları. Rahmetliyi tek bir sefer görmüştüm. Arif Abi’nin oğlu Barış’ın düğün töreninde giriş kapısındaydı ve ben “ne mübarek bir insan, yüzünden nur akıyor” diye düşünmüştüm. Çileli bir hayat yaşayan, onurlu ve dik duruşlu evlatlar yetiştiren annelerimiz gerçeğini bu günkü neslin örnek alması lazım.
Merhume için Rabbimden rahmet ve tüm Arslan ailesine de baş sağlığı dilerim. 
  
 Bu yazıyı yazmaktaki amacımız bir Gazeteci gözüyle yanlış uygulamaya konulan bir gerçeği tarihe dip not düşmektir. Yanlış yapıyorsunuz
Bir taraftan gettolaşan ve öte yandan sınıfsal ayrıcalık ve mesleki yerleşke planlarının göze çarptığı bir Batman gerçeği var karşımızda.
TOKİ tarafından Diyarbakırlı bir firmaya ihale edilen eski devlet hastanesi arkasındaki 240 konutluk askeriyeye ait HAİT konutları.
TOKİ tarafından Batmanlı bir firmaya ihale edilen ve bitme aşamasında olan 672 konutluk çoğu Öğretmenlere ait yeni konutlar.
TOKİ tarafından Tilmerç köyü girişinde yapılmış olan binalardan polislere ayrılmış olan konutlar.
Ne demek istenmektedir burada? Askerler kendilerine ait ve kendilerinden olmayanlara YASAK bir yerleşim istemektedir. Keza polis ve öğretmenlerde aynı şekilde.
Nerede vatandaş ile devlet buluşması. Nerede mahalleli olabilme duygusu. Sen askerini vatandaşından uzakta tutacaksın ve sonrada birbirlerine empati duymalarını bekleyeceksin.
Yapılan ilk TOKİ’ye bir gidip baktınız mı? Önceleri her kesime hitap edilerekten inşa edilen bu yer daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğünün isteği ile bir kısmı polislere tahsis edildi. Sonra diğer konutlarla aralarına tel örgü çekildi. Öyle ki asfalt yol tam ortasından dikenli tellerle kesilmiş duruyor. Dikkatsiz bir sürücü asfaltı takip edim dese kaza yapacak. Sanırsın Türkiye-Ermenistan sınırı. Polis aileleri ile vatandaş birbirinden kopuk olunca çok mu iyi olacak? Zaten bölgemizde bir sıkıntı, sancı var. Araya yapay engeller koyarak bunu derinleştirmek kimin işine geliyor?
Şimdi yapılan 240 konutluk HAİT binaları da yine vatandaş ile güvenlik güçleri arasına bir engel teşkil etmiştir. Oldu olacak kapının girişine özel güvenlik de yerleştirin. Tamamen ayrıcalıklı, halktan kopuk bir yerleşim birimi daha kazandırmış olursunuz böylelikle
Olayı bir de şu açıdan düşünün: Kapı komşun bir general. Karşıki bina da oturan binbaşıya çocuğunuz asker selamı ile el sallıyor. Alt komşunuz bir polis ve apartman yöneticiniz bir öğretmen. Nöbette olan subayın eşi hastalanıyor ve eşinizi arıyor. Hep birlikte hastaneye gidiyorsunuz gecenin bir yarısı. Asker bir yakınınız tugayda ve siz astsubay komşunuz aracılığıyla kendisinden haber alıyorsunuz.
Çocuklarınız polis ve askeri daha yakından tanıma fırsatı bulduğundan taş atarken bir kez daha düşünecektir. Ha keza poliste jopunu kaldırdığında.
İnsanlar birbirlerini yakından tanıdıklarında daha iyi iletişim kurabilirler. Birbirine yabancı olan toplumlar şehir efsaneleri üretmeye başlarlar. Bırakalım da yakınlaşsınlar.
Bu yüzden sitelere hep soğuk bakmışımdır. Çünkü belirli meslek kuruluşlarına ait yerlerdir ve kendilerine ait bir dünya kurmuşlardır. Oralara dilenci giremez. Seyyar satıcıdan alış veriş mümkün değildir. Her şeyinde bir yapaylık göze çarpmaktadır. Binaların renkleri, desenleri birdir. İşyerinde amir veya komutan olan bunu lojmanına da taşır. Çocuklar arasında bile bu yönden bir hiyerarşi vardır.Aşağı yukarı herkesin aylık geliri aynıdır ve dolayısıyla toplumun çektiği sıkıntılar ancak eş dost misafirliğinde site dışına çıkıldığında görülür ya da televizyon ekranlarında. Yeni yapılan asker binaları da aynı şekilde olacaktır. Halktan kopuk. Seyyar satıcının olmadığı bir yerleşke. Yardıma muhtaç insanlar size çok uzak olduğundan varlıklarından haberdar olmayacaksınız ve dolayısıyla yakınınızda olduğunda yapabileceğiniz yardımlar böylelikle yapılamayacaktır. Her kes tayincidir orada. Tayin zamanı halkla bütünleşme olmadığından gittiğinizde üzülecek, sizi özleyecek bir Batmanlı olmayacaktır. El sallamak sizin gibi tayincilere nasip olacaktır.
Hâlbuki Batman halkı tıpkı diğer Anadolu halkları gibi misafirperver bir halktır. Misafiri baş tacı etmesini bir onur kabul eder. Gerçekte sizler Batman’a gelen misafirlerimizdiniz.
Bazıları güvenlik meselesini dile getirecektir. Şehir efsaneleri tam da bu noktada devreye girmektedir. Bu güne kadar istatistiklere geçen kaç saldırı olmuştur? Lojmanda yer bulamayan veya bekâr birçok polis ve uzman çavuş daire kiralamış ve halkın arasına karışmıştır. Tek bir olay dahi yaşanmış mıdır?
İnsan bilmediğinden korkar. Bırakalım da bu insanlar birbirlerini tanısın, birbirlerini bilsinler.
Ya da tam tersi yapılsın. Polisler polislerle otursun. Askerler askerlerle. İmamlar ve öğretmenler de ha keza. Müteahhit ve iş adamları da büyük villalarda. İşsiz ve fakirler bir getto da (zaten öyle de). Şoför ve doktorlar da kendilerine ait bir mahalle kursunlar. Gazeteciler ve akademisyenler hep ayrı ayrı apartmanlar yapsınlar. Esnaflarda kendi aralarında sanayi esnafı, toptancı esnafı, marangoz, kahveci, kebapçı, tantunici, lokantacı, boyacı, eskici, çiftçi, gözlemeci, karateci, pastaneci, futbolcu, ava suseci ayrı mahalleler kursunlar. Gayri meşru işler de yine öyle. Ev ve dükkân hırsızları ayrı bir yerde. Psikopat ve esrar kullanıcıları apayrı bir yerde. Tabanca ve mermi kaçakçısı ile esrar satıcısı şöyle gözlerden uzak bir köşede evler yapsınlar.
Sigara kaçakçısı, kaçak çay ve Çin malı cep telefon satıcıları çarşıda, pasajlara yakın bir yerlerde birliktelik oluştursunlar.
Tabii bir sorun çıkıyor bu arada. Bir kişi hem kaçak cep telefonu satarken öte yandan bir şirkette çalışıyorsa o zaman evini nerede tutacak?
Allah aşkına bu mu mahalleli olmak, bu mu bir hayatı birlikte yaşamak. Farklı insanlarla bir araya gelemezsek, olaylara belirli bir meslek bakışıyla fokslanırsak yavaş yavaş özgünlüğümüzü de yitirmiş olmaz mıyız?