*Hayat çok kısa… Birkaç yıl önce eski ‘Alo Tevşo Pazarı’nda karşılaştığımız ve sohbet ettiğimiz bu şehrin en eski esnaflardan Ahmet Yağmahan, 100 yaşında yaşama veda etti. 5 Yıl öncesinde sohbet ettiğimizde gençlere taş çıkarıyordu ve anlatıyordu Ahmet amca; “Çalışmazsam rahat edemem.” Evet 100 yıllık bir çınarı kaybettik. Tekrar hayata sarılıp kaybettiklerimizin istedikleri gibi yaşamaya devam edeceğiz…

*5’nci Batman kitap Fuarı bu Pazar sona erecek. Bu hafta sonu Batman’daki Fuar alanında yazarların söyleşileri ve kitaplarıyla buluşmayı ihmal etmeyin. Fırsat bulduğunuzda kitap fuarına bir uğrayın. 1974 Yılından beri İstanbul’a yerleşen eğitimci-yazar Sabri Akbel,  1971-1973 yılları arasında öğretmenlik yaptığı Hasankeyf’in, ‘yazarlık’ hayatında bir dönüm noktası olduğunu söylüyor ve ekliyor; “Eski Hasankeyf insanın ruh aleminde derin izler bırakır, sanatkara ilham kaynağı olurdu…”

100 YILLIK ÇINAR ARAMIZDAN AYRILDI
Evet… Hayat çok kısa.

Bize 100 yıl öncesini anlatacak o güzel insanlar kalmadı.

Ünlü Edebiyatçı Yaşar Kemal’in, “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler” sözünü unutmak mümkün mü?       

O bilge ve güzel insanlar tek tek aramızdan ayrılıyor.

Beş yıl öncesiydi.

Alo Tevşo pazarının eski iş yerlerinden birinde gördüğümüz 95 yaşındaki Ahmet Yağmahan,  tezgahı başında gençlere taş çıkartırcasına çalışıyordu.

Yanına yaklaşıp sorduk; “İşler nasıl amca?” demeden başladı anlatmaya;

“95 yaşındayım. Allaha şükür sağlığım iyi ve çalışıyorum. Hiç de çalışmaktan yorulmuyorum. Çalışmasam rahat edemem.” 

Ahmet amca son yıllarda çocuklarının yerleştiği Kocaeli’ndeydi ama bir gözü de Batman’daydı. 

Onu, bu toprağa bağlayan bir çok neden vardı.

O koca çınarı da bir kaç gün önce kaybettik ama hayata sarılıp o kaybettiklerimizin istedikleri gibi yaşamaya devam edeceğiz. 

Batman’ın eski esnafı da aramızdan sessizce ayrıldı.

Mekanı cennet olsun.

AKBEL’İN ESKİ HASANKEYF'İ!

‘5. Batman Kitap Fuarı'nda 28'e yakın eseri ile katılan aslen Batmanlı eğitimci-yazar Sabri Akbel; " “Yazarlık hayatımda Hasankeyf  bir dönüm noktasıdır" diyor ve ekliyor:

“Yazarlık serüvenim Hasankeyf’te başladı. Sabah erken kalkar, köprü ayağındaki kahvede oturup güneşin doğuşunu izlerdim. Akşam üstü de aynı noktada batışını gözlemlerdim. İnsanın ruh aleminde derin izler bırakır, sanatkara ilham kaynağı olurdu.”

YİNE KASABAM…

“Yine Kasabam” başlıklı derleme hikayesinde Akbel, Hasankeyf’te geçen eski günlere şöyle uzanmış;

“Bu kasaba ve insanlarının hayatım üzerindeki tesirleri neden bu kadar fazla anlayamıyorum. Oysa orada pek kaldığım da yok. Çocukluğum da başka yerde geçti. Tatilde bir iki aylığına uğrarım oraya. Temmuz ve Ağustos sıcağı kavurtur insanı. Dilin ağzında sarkar, kararır ve sararırsın. İyice hareketlendin mi bırakır verirsin kendini Dicle'nin kollarına…  Bu sıcak anlar bile bende doyumsuz lezzet bırakır. Boğazın serin sularını seyretmesem de ruhen oradayım. Anneye ve babaya kavuşma sevinci mi yoksa başka bir zevk mi bilemiyorum…. Küçük kasabadaki insanların mazisi çok gerilere gider. Eyyübilerden, Selçuklulardan kalan eserler dimdik ayakta durur. Dicle'den, batıdan doğuya yorgun ve argın akar. Kışın boğa gibi kabaran nehir kabuğuna çekilmiş kaplumbağayı andırır. Suyu berraktır Dicle’nin. Al yazmalı gelinler, iki taraftan şavk verir. Kasabayı çöl olmaktan kurtaran tek hayat bu nehirdir. Bazen Raman dağının eteklerinden esen serin rüzgar, ana şefkati gibi kasabayı okşar. Sabah namazından sonra Hamit’in köprü ayağı dibindeki kahvesine gelip otururum. Elim çenemde bekler dururum. Tek tük ihtiyarlar da topaç gibi yuvarlanır, varırlar yanıma. Hep beraber güneşin doğuşunu seyrederiz. Bu saatte güneş, Peri kadar güzel ve Huri kadar şirindir. Güneşin eli, dağın saçlarında, köprünün ayağında, nehrin gölgesinde billurlaşır. Oradan da gözlerimize girer.”

Akbel’in ‘Hasankeyf Hatırası’ndan bir kesiti sizlerle paylaştık.

Sağlıkla kalın…