Türkiye’de hemen hemen hepimizin ortaklaştığı konulardan birisi de şüphesiz bazı kurumların ülkenin huzur ve barış ortamını yakalaması için gerekli olan hassasiyeti göstermedikleri, rol üstlenmedikleri ve hatta bazı durumlarda kaosa yol açtıkları gerçeğidir.
YSK tam da bu tanımlama ve tespite uyan bir karar alarak kaos ortamı yaratmıştır. Bu kararın bir kaos kararı olduğu ve ülkeyi krize sürüklediğini aklı selim her aydın, düşünür vatandaş dile getirmektedir. Kimse YSK’nın bu haksız kararını tasvip etmemektedir.
Verilen bu yanlış karar nedeniyle bazılarının ağzının suyu akmış veya akıyor olabilir bu gerçeği de göz ardı etmemek gerekmektedir.
Bundan daha vahim olayların gerçekleşmesi için çaba içinde olanların varlığı da söz konusu olabilir. Buna da hazırlıklı olmak gerekmektedir.
Bütün bu olup bitenler karşısında Kürtlerin bir kararlaşma yaşamları ve ortaya koymaları doğal karşılanmalıdır. Kürtlerin kendilerine yapılan bu Ali Cengiz oyununa ammena demelerini kimse beklememelidir. Zaten ortaya konan kararlılık da bu durumu ortaya çıkarmaktadır. Yani Halkın seçerek destek verdiği vekillerine seçilen vekillerin sahip çıkması kadar doğal bir konu olamaz.
Ancak gösterilecek olan tepkinin şekli ve yöntemine çok dikkat edilmesi gerektiği de hatırdan çıkarılmamalıdır. Parlamenter sistem içerisinde Kürt siyasetçilere uygulanan haksızlık bu seçimde Hatip Dicle’ye uygulanan haksızlıkla sınırlı değildir. 2 Mart 1994 tarihinde de Hatip Dicle’nin de içinde bulunduğu milletvekillerini dokunulmazlıklarının bu kez YSK gibi bir kurumun değil parlamenter demokrasinin temsilliyetçileri olan milletvekilleri tarafından kaldırıldığını bilmeyen yoktur. O köprülerin altından çok sular aktığını iddia edenlere daha yakın tarihli bir örnek verelim. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekillerinin partilerinin kapatılması ile nasıl düşürüldüğünü de bilmekteyiz.
Kürtlere meclis yolunu gösterenlerin mecliste Kürt temsiliyetine katlanamadıklarını da iyi hatırlayanlar mevcuttur. Buna rağmen Kürtlerin kendilerine uygulanan haksızlıklara siyasal mekanizma içerisinde diplomatik dil ve tavırlar sergileyerek karşı çıkmalarının yararlı yol olduğuna inanmaktayız. Bu güne kadar kendilerine uygulanan baskılara karşı hep barışın, demokrasinin, halkların kardeşliğinin sözcülüğünü sürdürmenin doğru yol olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
Tepkisel eylemlilikler ortaya konulduğunda, sivil ittiatsizlikler sergilendiğinde haklı olan konumun haksız eleştirilere neden olacak ve haklılığı gölgede bırakacak tavırlardan uzak durulmasının yararlı olduğunu ve olacağını düşünmekteyiz. Kısacası şiddet ve kaos ortamının doğmasına ve uygulanmasına Kürt siyasetçilerinin izin vermemeleri gerekir.
Uğranılan haksızlık Türkiye ve Dünya kamuoyuna diplomatik dil ve imkânlar en üst seviyede kullanılarak aktarılmalıdır. Meclise gidilir veya gidilmez bu ayrı bir konudur. Demokratik bir tavırdır ve karar alıcıların kararlarına saygıyı gerektirir. Zaten koşullar oluştuğunda gitmemenin de anlamı kalmaz tıpkı gidildiğinde bir anlam ifade etmeyecekse gitmenin bir anlamını olmayacağı gibi.
Demokratik parlamenter sistemi sürdürmek gayretinde olduklarını iddia edenler Kürtler mecliste olmadan Kürtler konusunda bir karara varmalıdır. Gerçekten kardeşçe bir yaşam, barış içerisinde bir yaşam, gönüllülük temelinde bir yaşam istenip istenmediği açıkça sergilenmelidir. Bunu iktidarı da muhalefeti de düşünüp kararlaştırmalıdır.
Kürt tarafı için meclis barışa giden yolda en önemli araçlardan bir tanesidir. Barış olacaksa, barışa katkı sunacaksa parlamentoda olup olunmayacağı çok da önemli değildir. Ancak meclis deyip savaşta ısrar varsa o zaman mecliste ne amaçlanacağı da sorgulanmalıdır.
Meclis boykotu dahil ortaya konacak bütün demokratik ve barışçıl kararların destek bulacağını görmek gerekiyor. Ancak demokratik tavır ortaya konulurken şiddetten özellikle uzak durulmasının ve şiddettin dışlanmasının en doğru karar olacağı aksi durumda sokakta meydana gelecek kırma ve dökmelerin haklı bir durumu gölgelemeye yönelik çabalara neden olacağını hatırdan çıkarmamak gerektiğini hatırlatmanın bir görev olduğunu düşünüyoruz.