Oyunlarımızı hatırlayanlarınız var mı? Ne de mutlu olurduk o oyunları oynarken, değil mi? Şöyle bir bakın etrafınıza, artık bu oyunlar oynanmıyor.
Digital çağın çocukları, biz babalarının oyunlarının ismini bile duymadı. Kaldı ki görsünler ve oynasınlar…
“Goge” denilen bir oyun oynardık taşla. Şimdi kurallarını bile hatırlayamıyorum.
“Kutti” oynardık bir kutuyla. Sanırım topa vurur gibi vururduk.
“Çelik çumak” oynardık tahtalarla. Golf sporunun Kürt versiyonu.
“Gazoz kapağı“ oynardık. Pas tuttuklarında bile atmaz, saklardık.
Sonra da gazoz kapaklarını bir tahta ucunda ezerek ok yapardık
“Xar”  (gülle=misket) ve “Topaç” son bahar geldiğinde tercih edilirdi.
Kış olduğunda tahta veya demir çubuklarla yere saplama oynardık. Kim kimin çubuğunu düşürürse yere saplarken o kazanırdı.
Evler genelde tek katlı ve kerpiç olurdu. Damdan dama atlama oynardık.
“Çatal lastik” ile kuş avına çıkardık. Gerçi minik serçe kuşlarını vurmanın doğru bir şey olmadığını sonradan öğrendik ama bereket nişancı değildim.
“V” şeklindeki telin arasına gerdiğimiz lastiklerle “telden ok” atışı yapardık. Bazıları mini etek modasına uyan kızların bacaklarını hedef alırdı, biz kızardık.
“Yedi kule” oynar, güzel dutlar için ağaçların tepelerine çıkardık.
“Uzuneşek”, “yakan top” oynardık da kan ter içinde kalır, komşu teyzenin buz gibi suyu yetişirdi imdadımıza.
Uçurtma uçurur, saatlerce gökyüzünü seyre dalırdık.
Kızlarda kendi aralarında bir sürü oyunlar oynardı.
“Beştaş” evin avlusunda oynanırken “Morik” (boncuk) genelde sokakta oynanırdı. Bir deliğe boncuklar atılır ve isabet ettiren morikleri toplardı.
Unutmadan, büyüklerimiz zaman zaman biz çocukları kız-erkek ayrımı yapmadan çağırırdı  “Şehire” (şehriye) için. Verirlerdi elimize bir miktar hamur ve biz o hamurları yılan gibi uzatır sonrada ufak ufak koparırdık. Üst üste gelmemesi için uyarı alırdık. Çünkü şehriyeler kuruduğunda yapışıp kalırlardı. Büyüklerin bizi bir işe davet etmesi ile kendimizi önemli hissederdik. Yardımlaşma sayesinde mahallenin bütün kadın ve kızları birçok işi el birliğiyle hallederdi. Şimdiki gibi marketlerin yolunu tutmaz, el birliğiyle yaparlardı.
“Danuk” zamanı tam bir panayırdı. Tanıdık olsun olmasın elimize tası alır giderdik kazancı başının yanına. Böylesi bir tat var mı kardeşim? Aslında bildiğin bulgur işte. Bazı açgözlüler o kadar çok yerdi ki yaşlı teyzenin müdahalesiyle çıkarırdı yediklerini. O sahneyi hiç unutamam ve de anlatamam.
80’de çocuk olmak bir başkaydı. On yaşındasın ve oynamak var çocuğun gen haritasında. Oynadığımız oyunlar sayesinde hızlı, çevik ve sağlam kaslara sahip olurduk. Bizim oynadığımız oyunlar babalarımızın, dedelerimizin ve hatta onlarında atalarının oyunlarıydı. Ancak devir değişti. Yepyeni bir çağ geldi, lanetiyle birlikte. Çocuklar artık oyun oynamıyor. Çocuklar artık bilgisayar ortamında oyunlar oynuyor. Cep telefonlarındaki basit program oyunlarını tercih ediyorlar. PSP (play station portable) var sokakta ellerinde. Arkadaşlarıyla birlikte oynadıkları oyun ise kablosuz Play Station FİFA oyunları. Saatlerce Countre Strike, Call of Duty ve Fifa oynuyorlar. Bedenler, kaslar çalışmıyor. Heyecan, adrenalin hissetmiyorlar ya da yapay bir salgıdır hissettikleri. Terlemiyor, takım ruhunu hissedemiyorlar.
Hatırlıyorum da bir keresinde Sason’un bir köyüne gitmiştim. 14-15 yaşlarındaydım. Güreşmiştim. Daha sonra uzun atlama, taş atma oynamıştık. Bizim çağın çocukları beden terbiyesini eğlence ile birleştirmiş bir çağın çocuklarıydı. Bizler aslında köküne bağlı neslin son temsilcileriydik. Bunu iddia ediyorum ve itirazı olan biri varsa da ispatlamasını öneriyorum. Benim en büyük ispatım, şu anda benim dahi ismini ve kurallarını unuttuğum birçok oyunun yaşı kırk ve ötesinde olanların bilip bilmediğidir. Sorun hele bu oyunlar o dönemde oynanıyor muydu, yoksa oynanmıyor muydu?  Elbette ki bilirler ve doğaldır ki oynamışlardır. Allah rızası için mahalle aralarını bir gezin, dolaşın oyun oynayan kaç çocuk göreceksiniz.
Bizim oyunlarımızın hiç biri tek kişilik oyunlar değildi. En az iki ve en çok hayallerinizle sınırlıydı. Şimdi sokaklarda çocuklar oyun oynamıyor. Çocuklar internet Caferlerde ve evlerinde bilgisayar başında oyun oynuyor.
Oyunlar her ne kadar çocukların fiziksel ve düşsel dünyasında büyük bir olumlu etkiye sahip iseler de bu aynı zamanda kültürel geçmişimizin de bir emaresidir aslında. Çocuklar, çocuklarımız binlerce yıllık ata mirası olan oyunlarımızdan koptular. Bu bir kültürel kopmadır. İsimleri ve kuralları unutuldu oyunlarımızın. Bu oyunları dedemiz oynadı, babamız oynadı ve son olarak bizler oynadık. Ancak yeni nesil hiç bilmedi ve bu gidişle bilmeyecek de.
Bildiğim kadarıyla oyunlarımız videoya alınmadı ve kitaplaştırılmadı da.
Özellikle Kürt, genelde de Türk ve Arap ve de diğer tüm yurttaşlarımıza,
Arkadaşlarımıza mümkünse bu konuda bir çalışma yapmalarını önereceğim.
Oyunlarımız kültürel mirasımızın bir parçasıdır. Gelecek nesiller adına
araştırmalar yapın. Oyunlarımızı kayıt altına alın. Hangi oyunun hangi millete
ait olduğunu belirleyin evvela. Hangi kadim halkın milli oyunudur, biz ne
zamandan beri oynamışız? İsminin manası nedir, kuralları nelerdir? Tarihte
kimler bu oyun hakkında bilgi vermiş, hangi Seyyahlar tarafından kayıt
altına alınmıştır. Savaş ve talanların yoğun olduğu zamanlarda savunmaya
yönelik olarak hangi oyunlar ön plana çıkmıştır. Birçok oyunumuzun tarihi
Sümerlere, Metlere kadar gittiği yönünde tarihsel bir araştırma mevcut mu?
Oyunlarımız tarihimizdir. Oyunlarımız benliğimizdir. Yeni neslin tarihlerinden ve benliklerinden kopmasını istemiyorsak bu konuda bir arkeolog, bir paleontolog ve hatta bir dedektif gibi çalışmalıyız.