Son günlerde sessiz bir şekilde ancak ülke tarihinin en hızlı kararlaşma ve tartışmalarının yürütüldüğü bir süreç yaşıyoruz.
İçinde bulunduğumuz süreç zaten hassas bir süreçti. YSK’nın yarattığı kaos ortamı da işin tuzu biberi olmuştur.
Barışa en çok ihtiyaç duyduğumuz, barış için en çok umut var olduğumuz bir süreçte birilerini ortalığı karıştırması çok da yabancı olduğumuz bir durum değil elbet ancak önemli olanın bu kaos ortamının bir yıkıma neden olmadan çözümlenmesidir.
Bu konuda siyasi arenada bulunan siyasetçilerin haklı oldukları konuda tavır takınmaları elbette yadırganacak bir konu değildir. Siyasetçilerden beklentimizin kaosu siyasal tartışmalarla ve diyalog yolu ile çözmeleridir.
Bu konuda cumhurbaşkanlığı makamından gelen açıklamanın çok önemli olduğunu düşünmekteyiz. Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül kamuoyuna yaptığı açıklamada;''Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kompozisyonu ve seçmenlerin yüzde 95'ini aşan temsil oranı, çözüm bekleyen sıkıntılarımızın elbirliğiyle aşılması için büyük bir şans olarak görülmelidir.

Son günlerde yargı mercileri tarafından verilen kararlar ve bunlara dayalı tartışmalar, anayasal ve yasal düzenlemeler başta olmak üzere, hukuk sistemimizin ve demokrasimizin evrensel standartlara ulaştırılması için daha köklü reformlara ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.

Bugün karşı karşıya kaldığımız hukuk temelli bu sorunların, ülkemiz için fırsata dönüştürülebileceği kanaatindeyim. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de hukuk kurallarının zamanla ihtiyaçlara cevap veremez hale geldiği ve kamu vicdanıyla bağdaşmayan sonuçlar doğurabildiği bir gerçektir.

Bu sebeple, söz konusu sorunların çözüm için bir fırsat olarak görülmesi ve demokratik standartlarımızı yükseltecek yeni bir anayasa hazırlanarak kısa sürede hayata geçirilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

Sorunları demokratik yöntemlerle çözmek yerine görmezden gelmek veya çözümü ertelemek, sorunların daha da büyümesine ve enerjimizin heba edilmesine yol açmaktadır. Siyasi tarihimiz bunun çarpıcı örnekleriyle doludur.

Tüm bu sorunların çözüm yeri, millet iradesinin daha yeni tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu itibarla, Meclis'te temsil edilme imkanını elde eden siyasi partilerimizi, Meclis'in dışında değil, tam aksine bu meşru ve demokratik zeminde, toplumun bütün kesimlerini de dahil ederek birlikte çalışmaya çağırıyorum.''
 ''Tüm bu sorunların çözüm yeri, millet iradesinin daha yeni tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu itibarla, Meclis'te temsil edilme imkanını elde eden siyasi partilerimizi, Meclis'in dışında değil, tam aksine bu meşru ve demokratik zeminde, toplumun bütün kesimlerini de dahil ederek birlikte çalışmaya çağırıyorum'' dedi.
Konu ile ilgili olarak başbakanın yaptığı açıklamanın da dikkate alınması gerekmektedir. Başbakan yaptığı açıklamada; “"Bu Anayasanın geniş tabanlı bir uzlaşmayla yapılacağı konusunda açık taahhüdümüz var. Buradan, bütün muhalefet partilerine, sivil toplum kuruluşlarına, medyaya, konuyla ilgili herkese sesleniyorum; gelin, bütün önyargıları bir kenara bırakalım, ön şartları bir kenara bırakalım, geçmişteki olumsuzlukların ürünü refleksleri bir kenara bırakalım. Özgürce konuşalım, tartışalım, tekliflerimizi ortaya koyalım. Birbirimizin önünü kesmek değil, birbirimizi tamamlamak için çalışarak, mümkün olan en geniş uzlaşmanın ürünü bir yeni Anayasa metni hazırlayalım. Bu geniş katılımın içinde halkımızın iradesi olsun, sivil toplum kuruluşları olsun, çalışmayı en geniş anlamda yapalım. En doğudan, en batıya, en kuzeyden, en güneye halkımın her bir ferdi ’Bu benim Anayasam, işte aradığımı buldum’ diyeceği bir Anayasa’yı geniş bir konsensüsle yapalım. Mesele bu. Türkiye olarak, en temel sorunlarımızdan biri olan Anayasamızı, hiçbir zorlamaya maruz kalmadan, tamamen kendi irademizle sivil siyaset ve sivil kuruluşlar eliyle yapabileceğimizi dosta, düşmana
gösterelim" diyor.
Bu iki açıklamanın beklenen açıklamalar ve çağrılar olduğunu unutmamak gerekiyor. Belki başka türlü formüle edilmiş ve sunulmuştur ancak hem cumhurbaşkanı ve hem de başbakan sorunların çözümü noktasında” ilgili herkese” açık bir çağrıda bulunmuştur.
Bu çağrıların anlamlı olduğunu ve değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor ve öneriyoruz.