Son dönemde başımıza gelen olaylardan ve ortaya dökülen tartışmalardan sonra bu soruyu kendimize sormamız gerektiğine inanıyoruz.
Kürtler kendi sorunlarını çözmek için ne yapmalı?
Siyaset yaparak sorunun çözümüne katkı sunmak istemek kendine bir mecra bulmuş olan suyun önüne set olarak algılanır mı?
Süreci susarak mı izlemeli ya da süreçle ilgili düşüncelerimizi aktarmalı mıyız?
Birbirimizin eksikliklerini gördüğümüzde birbirimizi uyarmalı mıyız yoksa yanlışı göre göre yanlış ya da eksiklik yaşayanları pohpohlamalı mıyız?
Düşüncelerimizi açıklamak için önceden belirlenmiş olan bir sınır mevcut mudur?
Büyük değerlerin arkasına sığınarak yetkinleşmek ve çevremizi dinlememek bizi başarılı bir sonuca götürür mü?
Doğru iki noktayı birleştiren çizgi olarak tanımlandığına göre ikinci noktanın kuzeyde, güneyde, doğuda ya da batıda olması çizgi oluşumunu engeller mi?
Soruları çoğaltmamız mümkün ama ne kadar çok soru sorsak cevapların sayısı da artacak ve istediğimiz noktaya daha geç varacağız gibi görünüyor.
Etrafımızda yaşayan insanlarla konuşuyoruz, tartışıyoruz. Gazeteci olarak, İnsan Hakları savunucusu olarak, yurttaş olarak yaşananlar hakkında toplum katmanlarının neler düşündüklerini soruyor öğrenmeye çabalıyoruz.
Herkesin ortaklaştığı konulardan birisi Kürt sorununun artık çözümlenmek zorunda olduğudur. İkinci husus bugüne kadar sürdürülen mücadelede emeği geçen hiç kimse görünmezlikten gelinmiyor ve saygıda da kusur edilmiyor ancak toplumun geniş bir kesimi son zamanlarda basına yansıyan tartışmalardan ve eleştirilerden rahatsız.
Bu tartışmaların birbirini seven insanlar arasında bir kırgınlık yarattığı düşünülüyor. Bu kırgınlığın insanları karşı karşıya getirecek zeminleri yaratmak isteyenlere fırsat doğurduğu belirtiliyor. Tartışma şeklinin böyle yürümesi durumunda sessizliğin hakim olabilme olasılığı dillendiriliyor.
Ve Kürtlerin böyle yapmaması gerektiğini fısıltıyla anlatanların sayısı epey fazla.
Bu durumda kimin ne yapması gerektiğini belirlemek elbette bizim görevimiz değil. Herkes kendinden sorumlu ve ne yapacağını da çok iyi biliyor zaten ancak neler yapılmaması gerektiğini hatırlatmak bazı süreçlerde tarihi bir sorumluluk olarak ortada durmaktadır.
Öncelikle yapılmaması gereken şey Kürtlerin düşünce bazında dahi olsa karşı karşıya getirilmemesi ve kutuplaştırılmamasıdır. Aydın olan aydın olmayan, yazan yazmayan, şöyle olan böyle olan şeklindeki ayırımlar daha sonra giderilemeyecek kırgınlıklara neden olabilir.
Lider olabilecekleri önceden görendir. Toplumsal konularda yöneticilik sıfatı taşıyanların bu tür ayırım çabalarının ortaya döküldüğü dönemlerde sürece çabuk müdahale etmelerinde fayda vardır.
Herkesin düşüncelerini açıklama özgürlüğü vardır. İnsanlar düşüncelerini açıkladıklarında baskı altına veya eleştiriye maruz kalacaklarını düşünürlerse o zaman düşüncelerini açıklamaktan çekinirler ve bu da olumsuz sonuçların doğmasına neden olur. Özgür düşünemeyenlerin özgürlük talep etmeleri ne kadar mümkün olabilir?
Bu nedenle Kürtler özgürce düşünebilmeli, düşüncelerini birbirine aktarabilmeli ve bu ayrışmaya veya ayrıştırmaya neden olmamalıdır.
Çöpe atılacak çürük yumurtamızın bile olmadığı bir dönemde insanlarımızı dışarıda tutmanın mantıklı bir sonuç doğurmayacağını herkes bizden daha iyi bilir diye düşünüyoruz.