Değişim, dönüşüm, inovasyon (yenileşme) 21.yüzyılın en çok kullanılan kelimelerden birkaçı. Bu kelimelerin gerektirdiği halleri de sıkça hayatımızda yaşamaya başladık. 10 yıl öncesine kadar darbe olacak diye beklerken, bugün darbe yapmayı planlayanlar yargının önünde hesap veriyor.
            Bugün yaşadığımız bir çok olay ve konuştuğumuz bir çok sorun birkaç yıl önce tabu olarak addediliyor ve herkes bu kelimelerin kenarından geçerek meramını anlatmaya çalışıyordu. İnsanımız daha yüksek sesle düşünmeye başladı, kendine güveni tazeledi. Artık gençlerimiz daha donanımlı ve daha cesur. Bizim gibi postal sesleriyle uyanmadıkları için de daha gür çıkıyor sesleri.
            Ne var ki, toplumu değiştirip dönüştürmeye çalışanlar bazı alanlarda statükoyu ellerinden bırakmak niyetinde değillerdir. Örneğin, askeri harcamaların sayıştayın denetimine açılması gibi. Ben bir vatandaş olarak devlete verdiğimi her kuruş verginin hesabının bana verilmesini isterim ve bu benim en doğal hakkım. Hiç kimse devlet sırrı gibi ne olduğu belirsiz tanımlamaların arkasına sığınarak milletin milyarlarca dolarının nereye gittiğinin hesabını vermemezlik edemez.
      Bu meclisi de bu orduyu da besleyen bu millettir. Bu milletin alınteriyle kazandığından kesilen vergilerdir. Dünyada en pahalı benzininin neden ülkemizde kullanıldığının hesabını kimse veremiyor. Kusura bakmayın ama siz askerlerinizin harcamalarını denetleyemiyorsanız, askeri yargının sizin verdiğiniz kararları da tanımama hakkı doğmaktadır.
      İşte değişimin ket vurması budur. Milletin değişim istediğini ve ivmeyi kavramamak buna denir. Siz milletin ağzına bakacaksınız, eli silah tutanların ağzına değil.
      Ve diğer bir anlamsız hadise de öğrenci protestolarına yapılan müdahaleler. Gerçekten gençlerimiz bunu hak etmiyor. Bu gençlerin yaptıkları hoş olmayabilir, ama demokrasiyi ülkenin kılcal damarlarına zerk etme iddiasındaki bir hükümet için yapılanlar hoş değil. Hoşgörü ve tahammül böyle ortamlarda ortaya çıkıyor. Gençleri birileri kulanmış olabilir. Fakat onları sevk edenlere de verilecek en büyük ders bu öğrencilere daha yumuşak ve hoşgörülü yaklaşmak değil miydi?
      Üstelik YÖK’ün 1980 yıllarından beri fikir üretimine ara verip, postal yağcılığı yaptığı dönemleri yeni atlatmışken bu hareketler hiç de iyi olmadı.
      Bu arada şunu da belirtmekte fayda var. Hangi ortam olursa olsun şiddeti ön plana koymak tasvip edilemez. Şiddeti bir yol olarak benimsemek hiç kimseye bir fayda sağlamayacağı gibi, sahiplerine de zarardan başka bir sonuç getirmez. Silah ve şiddet artık günümüz terminolojisinde fikir aracı olarak kullanılmaması gereken argümanlardır.
      Değişimin kendilerine dokunan tarafını anlamak istemeyenler, halkın kökten değişimi karşısında ne yapacaklarını merak ediyorum doğrusu.