Anadolu’nun kadim toprakları üzerinde bütün yok etme planlarına ve çalışmalarına rağmen kendi varlığını koruma başarısını gösteren Kürtlerin, gerçeklikleri ve güçleri; Türkiye’nin ve anadolu topraklarına komşuluk bağı ile bağlı olan ülkelerin insan hakları ve demokrasi mücadelesinde öncü ve lokomotif gücü olabileceği gibi aynı alanların yıkım ve çöküşüne de neden olabilecek bir güç ve potansiyeli de içinde barındırmaktadır.
Bu nedenle bu topraklar ve ülkenin geleceği konusunda adım atanların, düşünenlerin, konuşanların, karıştıranların, barıştıranların, hor görenlerin, hoş görenlerin bu gerçekliğin farkına varmaları gerekmektedir.
Darbecisinden darbesizine, TİT’inden MİT’ine, JİTEM’inden TEM’ine, Ergenekon’undan ulusalcısına, komünistinden liberaline, Zengininden fakirine, Askerinden siviline, İktidarından muhalefetine kadar bütün kesimlerin aklıselim ile düşünerek bu konuda ne yapılması gerektiğine karar vermesi gerekmektedir.
Kürtleri yok ederek ortadan kaldıran bir politikayla mı ülke yoluna devam etmeli, yoksa Kürtlerle uzlaşarak yoluna devam eden bir ülke mi olunmalı?
Gelinip dayanılan gerçeklik bu sorulara verilecek cevaplardan ve ona göre belirlenecek olan politikalardan geçecektir.
1980 askeri darbesinin üzerinden geçen otuz yıllık süreç Anadolunun kadim toprakları üzerinde yürütülmekte olan politikaların yarattığı tahribatların dayandığı nokta, artık kesin kararların verilmesi gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu kısa sayılacak dönem Kürtler açısından öylesine hızlı bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır ki binyılların ezilen,hor görülen, tanınmayan, sürülen ve yok sayılan halkı artık yaşadığı kadim topraklardaki egemen güçlere karşı kendi varlığını inkar edilemeyecek bir somutluğa evirmiştir.
Kürtlerin bu değişim ve dönüşümü yaşamlarının hemen hemen bütün alanlarında kendisini göstermiştir. Otuz yıl öncesine kadar evinden dışarıya çıkamayan, gelenek ve göreneklerin dayatmasıyla insanlık onuruna yakışmayan yaşam tarzını benimsemek zorunda kalan, berdel olan, başlık parası karşılığı zorla evlendirilen Kürt kadını bugün köyde şehirde, dağda bayırda, eğitimde siyasette söz ve karar sahibi olmuş, köy ve kent idare etmeye başlamış parlamentoda halkının temsiliyetini gerçekleştirmektedir. Belediye başkanı olarak, siyasi parti başkanı olarak, parlamenter olarak ülke yönetimine katkı sunmaktadır. Bu başarı sadece Kürt kadınının başarısı değil elbet bu başarı Kürt erkeğinin feodal zihniyetten hızla sıyrılarak demokratik değişim ve dönüşümü benimseyerek yaşamının diğer yanının özgürleşmesi için gösterdiği çabanın bir göstergesidir de.
Kürtlerdeki değişim ve dönüşüm sadece kadın mücadele alanı ile sınırlı olmamıştır. Sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamın bütün alanlarında dönüşüm aynı karalılık ve hızla gerçekleştirilmiştir.
Türkiye’de demokratik, değişim ve dönüşüme açık sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda gözünü hiçbir şeyden sakınmayan taleplerini ölümüne savunan bir güç oluşmuştur. Bu güç yaşamın bütün alanlarında varlığını kabul ettirmiştir.
Uygulanan izolasyon politikaları nedeniyle bu gücün doğru temelde dikkate alınmadığı ve yönlendirilmediği, ülkenin kalkınması ve ilerlemesi için harekete geçirilmediği net olarak görülmektedir.
Bu gerçeklik Kürtlerin artık içe kapanarak kendi kendilerine yetecek bir seviyede değişim ve dönüşeme uğradıklarını göstermektedir.
Ülkeyi idare edenlerin bu durum karşısında yazımızın başında sorduğumuz sorulara cevap olacak kararlar vermeleri gerekmektedir. Kürtlerin sahip olmaya başladıkları bu güç ülkenin demokratikleşmesi, birlik ve beraberliği, ilerleyip kalkınması için mi kullanılacak yoksa ülkeyi kaos ve çıkmaza sürükleyecek bir yıkım projesinin ana unsuru olarak mı kullanılacak?
Bize göre yapılması gereken bu gücün farkına varılarak, iyi değerlendirilerek, duygusallıktan ziyade mantıklı davranılarak, ülkenin kalkınması için kullanılması ve ülke yönetimine dahil edilmesidir. Aksini düşünmek bile istemiyoruz.
Next