Uzun süren kuraklıkların ardından yağan kar, şehirler için her zaman bir sevinç olmuştur.
Uzun süren kuraklıkların ardından yağan kar, şehirler için her zaman bir sevinç olmuştur. Toprağın suyla yeniden buluştuğu, barajların ve yeraltı rezervlerinin yeniden dolabileceği umudunu taşımaktadır. Kentin üstüne düşen her kar tanesi, yalnızca bir mevsim görüntüsü değil; aynı zamanda geleceğe dair bir beklentidir de aslında. Batman’da günlerdir etkisini sürdüren kar yağışı da, ilk anda şüphesiz bu duyguyla karşılandı.
Peki bir şehir, yağmuru ve karı gerçekten yalnızca manzara olarak mı yaşar?
Yoksa bu doğa olayları, kentin dayanıklılığını ölçen birer sınav mıdır?
Kar aslında yalnızca romantik bir manzara sunmaz. Özellikle yoğun ve süreklilik gösterdiğinde, şehirlerin hem görünen hem de görünmeyen sistemlerini sınayan bir doğa olayıdır. Batman’da 1 Ocak 2026 tarihinde ölçülen 18 santimetrelik kar kalınlığı, son 19 yılın en yüksek değeri olarak kayıtlara geçti (Batman Çağdaş Gazetisi). Uzun süredir bu ölçekte kar görmeyen bir şehir için bu değer sıradan olmayan bir eşiktir. Asıl mesele, karın ne kadar yağdığı değil; şehrin buna ne kadar hazır olduğudur.
Kar yağışının ardından ilk akla gelen, her zaman ulaşımdır. Kapanan yollar, iptal edilen seferler ve ertelenen yolculuklar, kentin günlük ritmini doğrudan etkiler. Nitekim yoğun kar ve buzlanma nedeniyle Batman’dan Metropol kentlere yapılması planlanan çok sayıda uçak seferi emniyet gerekçesiyle iptal edilmiştir. Benzer şekilde şehirlerarası otobüs seferleri de geçici olarak durdurulmuştur. Üstyapı, karla birlikte hızla görünür hale gelen ilk kırılgan alandır. Ayrıca kırsal alanlarda yolların kapanması, yalnızca ulaşımı değil, hayati hizmetlere erişimi de doğrudan etkiler.
Ama şu soruyu sormak gerekir:
Bir şehir yalnızca yolları açık kaldığı sürece mi işler?
Oysa kar yağışının kent üzerindeki asıl etkisi, çoğu zaman yerin altında başlar. Dondurucu soğuklarla birlikte don olayları, içme suyu ve kanalizasyon hatları üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. Bunun en somut örneklerinden biri, Batman’ın işlek güzergâhlarından biri olan Turgut Özal Bulvarı’nda meydana gelen içme suyu hattı patlamasıdır. Donun etkisiyle hasar gören boru hattı, kısa sürede yüzeye çıkan sularla birlikte hem çevredeki işyerlerini hem de yaya güvenliğini olumsuz etkilemiş, kentin bir bölümünde su kesintisine yol açmıştır.
Bu tür altyapı arızaları genellikle beklenmedik gibi algılansa da, teknik açıdan bakıldığında don olaylarıyla birlikte öngörülebilir riskler arasında yer alır. Toprak sıcaklığının sıfırın altına düşmesi, zeminde hacim değişimlerine neden olur; bu durum özellikle yaşlı, yalıtımı zayıf veya uzun süredir yenilenmemiş boru hatlarında çatlak ve patlamalara zemin hazırlar. Altyapı sistemleri, karın ağırlığından çok, donun yarattığı bu görünmez baskıyla sınanır. Altyapı, karın beyaz örtüsünden çok, donun görünmeyen etkisiyle sınanır.
İklim değişikliği çoğu zaman “yeni normal” kavramıyla açıklanır. Oysa bugün yaşananlar, daha çok ani ve sert geçişlere işaret ediyor. Bir şehir, uzun süreli kuraklığa uyum sağlamaya çalışırken, beklenmedik bir soğuk dalgası ve yoğun karla hazırlıksız yakalanabiliyor. Bu durum, altyapıyı adeta bir insanın iç organları gibi etkiliyor: Dışarıdan bakıldığında şehir ayakta gibi görünse de, içeride ciddi bir zorlanma yaşanıyor.
Peki bir şehir, iç organları yorulduğunda bunu ne zaman fark eder?
Altyapı sessiz kaldıkça mı, yoksa arıza verdiğinde mi?
Kar erir, yollar temizlenir, seferler yeniden başlar.
Bugün yaşananlar, karın yalnızca geçici bir hava olayı olmadığını; iklim koşullarındaki değişimin şehir altyapılarını daha sık ve daha sert biçimde test ettiğini göstermektedir. Ancak yerin altındaki altyapı, her aşırı hava olayında biraz daha yıpranır. Sessiz altyapılar, ancak arıza verdiklerinde görünür olur. Asıl mesele, bu sistemlerin değişen iklim koşullarına ne ölçüde hazır olduğudur.
Hoşçakalın, bilimle kalın.
Next