Sabah uyanıp mutfağın penceresinden günün gerçekliği ile yüzleşme isteğim yeri kaplayan beyaz örtü nedeniyle gülümseme ile başladı.
İlginçtir, kar bembeyaz bir örtü gibi etrafı örttüğü, soğuk ortam habercisi olduğu halde üzüntü yerine sevinç kapladı içimi.
Kendi kendime düşünürken;” demek ki en soğuk ortamlar bile yumuşak, sessiz ve ahenk içinde oluşturulursa ürkütücü olmuyor aksine insanı sevindirebilecek bir tebessüme bile neden olabiliyor” dedim.
Yüksek olasılıkla pencereden dışarı bakıp kar yağdığını gördüğümüzde seviniriz. Çocukluktan kalma bir duygu mu desek, temizliğin bir ifadesi mi bilemiyorum ancak bildiğim tek şey bulutlu havaların aksine karın insanı ürküntü yerine sevince yönelttiğidir.
Bu sene yağışların azlığı en çok çevremizde çiftçilikle uğraşan insanları mağdur etti. Geç gelen yağışlar nedeniyle birçok çiftçinin ekinlerini yeşermemesi nedeniyle tekrar sürmek zorunda kaldığı duyumları aldık. Bu yeterli buğday ve benzeri temel gıda maddelerini eksik üretimi demektir ve doğal olarak tedbir alınması gereken bir durumdur. Birçoğumuz şehrin doğal yaşamı çerçevesinde bunun farkına varamayız ancak gerçek şudur ki kırsal kesimde bu tür sorunlar insanları oldukça mağdur etmekte ve bu durum soframıza gelen ekmeğin pahalanmasına neden olmaktadır.
Tabi yağış ve kar’ın faydaları sadece bununla bitmiyor. Bembeyaz rengi ile kar ortamın temizliği açısından da bir fayda sağlıyor bilimsel mi bilmiyorum ama toplumdaki yaygın kanı karın etraftaki mikropları öldürdüğü yönündedir. Öldürmüyor da donduruyor da diyebilirsiniz ama sonuçta bir şekilde yayılmasını önleyerek belki sağlık açısından bir fayda sağlıyor.
Kar gördüğümüzde çocukluğumuzda olduğu gibi kartopu oynayamadığımızdan veya kardan adam yapma gayretine girişemediğimizden dolayı biz büyükler için bu zevki tatmanın tek yolu arabanın üzerine yağan karın cam üzerindeki bölümünü temizleme bahanesi ile elimizi karla buluşturmaktan geçiyor çoğunlukla.
Bilerek, isteyerek, içimizden gelerek dokunuyoruz hayatın bu soğuk nesnesine.
Oysa ne yaman çelişkidir ki soğuk olan birçok şeyden ürküntü duyar uzak durmak isteriz.
Kar!
Soğuk olduğu halde insana sıcak gelen,
İçinde bir sürü tehdidi barındırdığı halde ürküntü vermeyen,
Korku yerine tebessüm yaratan,
Kara’yı beyaz’a çeviren,
Çocukları sevindiren kar.
Bu sabah camdan dışarı baktığımda hayatın gerçekliği ile ilk yüzleşmemde beni tebessüme yönlendiren kar.
Çocukken kar yağdığında dışarı çıkar ilkokul kitaplarındaki resimlerden tanıştığımız kardan adam yapma operasyonuna başlardık. Öyle eldivenimiz falan da yoktu. Çıplak eller operasyonu düzenlerdik. Karı yuvarlaya yuvarlaya kocaman bir gövde yapardık. Sonra o gövdeyi orta bir yere diker daha küçük bir toparlak yaparak onu da baş diye gövdenin üzerine koyardık. Gözleri oluşturacak siyah madde elbette tandırdan gelirdi. Tandırın kenarındaki yanmış odun veya çirpilerin artıkları arasında parçalanmamış kömür parçalarından en iyilerini getirir icadımız olan kardan adam’ın gözünü şekillendirirdik. Burun yerine havuç koyamazdık çünkü yoktu. Olsaydı da burun yapacağımıza sanırım yerdik. Ama kardan adamımız yine de burunsuz kalmaz uygun bur ağaç parçası veya ortalıkta bulduğumuz bir cisim ile bir burun oluştururduk.
Bizim kardan adamımızda atkı falan da olmazdı tıpkı külah olmadığı gibi ya da yeni tanımlaması ile bere. O da bizim gibi var olanla yetinmek zorundaydı. Anlayacağınız bizim kardan adamımız da köylümüz gibi fakir, elbisesiz köy meydanında keyif yapardı.
Bu operasyon donma noktasındayken büyüklerimizin bizi çorba içmeye davet etmesi ile biterdi.
Odun sobasını ısıttığı odanın küçük penceresinden meydandaki kardan adamımız seyrederken ne kadar da sevinirdik.
Sabah camdan kar ile ilk tanıştığımda belki de tebessüm yaratan çocukluktan kalan bu izlenimlerimdi.
Kar kadar temiz ve koruyucu olan emi…
Next