Ülke teknolojik ilerleme sayesinde uzaydan yapılan yayınlarla dünyadan haberdar olmaya başladığı günden bu yana sosyal ve siyasal yaşantısında epey yol kat etti. Memleketin değişik bölgelerinde ise insanlar kendi anadillerinde istedikleri yayınları seyretmek için bu teknolojiyi kullanmaya devam etmektedirler. Ancak öyle anlaşılıyor ki bazı posta’cılar bu meseleyi halkımızı rencide edecek,onları gocunduracak bir mantıkla ele almayı meziyet saymışlar.Durumun vahameti karşısında günlerdir bir şeyler yazmamak için direniyorum yine yazmayacağım ancak konu ile ne kadar alakadar olacak bilmiyorum ama bir tanımlama ile ilgili aldığım bir maili buraya almak istedim.Yazının başlığı ve konusu pezevenklik şimdi sizi bu bölümle baş başa bırakmak istiyorum.
 
“Argo da küfür de bu dilin zenginliği değil mi? Sosyal gerçekliğin bir parçası, kültürel mirasın bir bileşeni… Bu konuda hazırlanmış sözlükler bile var sanırım. Tabii ki küfrü ve argo ifadeleri ağızlara sakız etmemek gerek, ama herkesin bildiği bu sözleri gerektiğinde kullanmaktan kaçınmamak da lazım… Çünkü öyle bir an geliyor ki, bir kitap dolusu lafla anlatılamayacak bir durumu, o tek kelime özetleyiveriyor.
“Pezevenk” de böyle bir sözcük işte…
Meydan Larousse, “pezevenk” sözcüğünü şöyle tanımlıyor:
“Genellikle kötü bir kadınla, bir erkeğin ilişki kurmalarına aracılık eden ve onların birleşmesinden kendine maddi çıkar sağlayan kimse, muhabbet tellalı…”
“Pezevenk” sözcüğü Farsçadaki "pejavend" (kapı tokmağı, sürgü) kelimesinden geliyormuş. Anlam genişlemesiyle "kapı arkasında bekleyen, kadın ticareti yapan kişi"ler için kullanılır olmuş. Bu konudaki bir başka açıklama da pezevenk kelimesinin Ermenice “pozavak” sözcüğünden geldiği… “Poz” fahişe, “avak” ise bey, sahip anlamındaymış…
Sonuçta ister Farsçadan ister Ermeniceden gelsin, pezevenk olanın işlevi değişmiyor: kadın satmak! Türkçede hazrete, “godoş”, “kavat”, “dümbük” de deniliyor.
Peki, günümüzde pezevenklik sadece kadın ticaretiyle ilgili bir etkinlik mi acaba? Kadın satmayan, ama vatanı satana ne demeli peki? Bu da bir çeşit pezevenklik değil mi? Ya da kutsal din duygularını siyasi çıkarları için pazarlayanın en aşağılık pezevenkten ne farkı var?
İşte böyle pezevenkleri de Âşık Erbâbi bir taşlamasında şöyle anlatıyor:
 Dünya ahvalinden haberi yoktur
 Sohbeti din ile açar pezevenk
 Komşusu aç iken kendisi toktur
 Sanki melek olmuş uçar pezevenk
 Karanlık işlerde zıplama ister
 Evine granit kaplama ister
 Dünya mektebinden diploma ister
 İnsanlık dersinden kaçar pezevenk
 
 Herkesin kabına çeşmesi akmaz
 Erkek sinekleri hareme sokmaz
 Fakir komşusunun yüzüne bakmaz
 Selâmsız sabahsız geçer pezevenk
 
 Sanırsın Allah'la akte oturmuş
 Cennete giderken macun götürmüş
 Hûriler'i dizip işi bitirmiş
 Şimdi gılmanları seçer pezevenk
 
Aydınlığa düşman yobazın dölü
 Hû çekerken şişmiş ağzında dili
 Erbâbi, ülkede bunlardan dolu
 Durmadan zehrini saçar pezevenk
 
Günümüzde bu tür pezevenklerin hükmü geçiyor ki, asıl kaygı verici olan da budur. Onun için hak edene(!) “pezevenk” demekten korkmayalım ki herkes kimin ne mal olduğunu bilsin…” Çanak anteni bölgede ensest ilişkiyle bağlantılandırmak isteyenlere atfolunur.