Cezaevleri toplumsal düzenleme kuralları ile ters düşen bireylerin ıslah edilmelerinin yanında toplumdan izole edilmelerini sağlayan yerler. Bu nedenle buralardaki koşullar tarihsel süreç içerisinde hep göz ardı edilmiş ya da gerekli hassasiyetten uzak bırakılmıştır.
Ancak her yerde olduğu gibi buralarda bile yaşam koşullarını bir düzeyinin olması zorunludur. Bu hem kanunen hem de evrensel insan hakları açısından zorunluluk arz etmektedir. Asıl olan insanların cezaevlerine düşüşünü engelleyici eğitim ve hassasiyete sahip olmalarının sağlanmasıdır. Ancak ne kadar eğitirseniz eğitin suç işleme oranlarını sıfırlamanın mümkün olmadığını bizler de biliyoruz. Bir şekilde toplumsal kurallarla ters düşen insanların izolasyonu ve ıslahını sağlayan mekânların da insani koşullara sahip olması gerekir.
Son dönemde cezaevlerinden yoğun eleştiri ve şikâyet sesleri yükselmektedir. Tamamını doğru saymazsak bile ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali bu konularda duyarlılık göstermek gerekmektedir.
Türkiye cezaevlerinde üç temel konuda yoğun sıkıntı çekildiği artık herkesçe kabul görmektedir. Bunlar;
1-      Yer darlığı
2-      Hastalık
3-      Çocuk ve yaşlı mahpuslar
Türkiye’deki cezaevlerinin toplam mahkûm veya tutuklu kapasitesi 60–70 bin aralığındadır. Buna karşılık Nisan 2011 verileri incelendiğinde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının 124.074 kişi olduğunu görmekteyiz. Bu sayı ve veriler cezaevlerinde kapasitenin % 110 oranında bir doluluk olduğunu göstermektedir. Her 2 tutuklu veya hükümlüye bir yatak düşebilmektedir. Dağılım düzgün olmadığından bazı koğuşlarda nöbetleşerek uyuma bile yer sıkıntısını giderememektedir.
Bu artışın nedeni olarak suç oranlarındaki artışları kabul etsek o zaman neden önlem alınmadığı sorusu da beraberinde gelecektir oysa yapılan incelemelerde artışların 2005 tarihinden itibaren hızlandığını gözlemlemek mümkün. Bunun nedeni de bu tarihten sonra yapılan yasal düzenlemelerin doğurduğu sonuçlardır. Bu sayı ve oranların daha da büyümemesinin bir nedeninin de 2004–2005 sürecinde Ceza kanunundaki değişiklikten kaynaklanan serbest bırakılmalarının varlığı olduğunu da hatırlatmak gerekmektedir.
Ülkemiz, yapılan araştırmalarda 2007–2008,2008–2009 tarihleri arasında Avrupa konseyi ülkeleri arasında en fazla tutuklu ve hükümlüye sahip olan ülke durumundadır. Yine 2002–2010 tarihleri arasında Türkiye nüfusu %10,6 oranında artış göstermişken cezaevlerine giren tutuklu veya hükümlü oranında % 101 oranında artış gözlemlenmektedir.(*. Barkın Karslı)
Yapılan araştırmalarda cezaevlerine girenlerin eğitim oranlarının genel ortalamaya göre daha düşük olduğu da belirlenmiştir. Bu oran lise mezunlarında %13 ilköğretim oranlarında %75,06 oranlarındadır. Türkiye ortalamaları ise sırası ile %17,2 ila %70,96’dır.
Buna rağmen Türkiye’nin Ukrayna’dan sonra Avrupa konseyi üyeleri arasında en fazla yatak kapasitesine sahip olan ikinci ülke olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Adalet Bakanlığını açıklamalarına göre 2014 yılına kadar Türkiye cezaevlerini yatak kapasitesinin 142 bine ulaştırılması hedeflenmektedir.
Cezaevlerinde 18 yaş altında bulunan 2621 hükümlü ve tutuklu bulunmaktadır. Nisan 2011 verilerine göre 1808 çocuk mahpusun dörtte üçünün yargılanmaları devam etmektedir. Türkiye cezaevlerinde 80 yaşın üzerinde 69 mahpusun bulunduğu belirtilmektedir.
Cezaevlerindeki diğer bir çarpık gelişme ise tutuklu oranlarının yüksekliğidir. Türkiye cezaevlerinde bulunan insanların yarısı tutuklu statüsünde bulunmaktadır. Davaların uzun sürmesi veya yasal düzenlemelerden ve uygulamalardan kaynaklı olarak insanların tutuklu olarak yargılanmaları bu oranın yüksekliğine neden olmaktadır. Bu sürece bir katkının da olağanüstü yargı mekanizmalarından geldiğini unutmamak gerekmektedir. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin uygulama alanlarında bu tür olguların daha fazla olduğu görülmektedir.
Ceza evlerinde halen 112 si ağır olmak üzere toplamda en az 266 mahpus ağır hastalıkları nedeniyle ölümü beklemektedir. Hastalıktan ölenlerin sayısının giderek yükseliyor olması bu konuya ciddiyetle eğilmesi gerektiğini göstermektedir. 2010 yılında hastalıktan dolayı ölen mahpus sayısının yüzün üzerinde görünmesi (160) bu konudaki vahameti göstermektedir. Normal sağlık taraması ve kontrollerinin de yeterli olmadığını, ani gelişen vakalarda zamanında müdahale edilemedi için mahpusların yaşamlarını kaybettikleri iddialarının da fazla olduğunu belirtmek gerekmektedir. Son olarak Midyat cezaevinde beyin kanaması sonucu ölen Yalçın soyadlı mahpus buna örnek gösterilebilir. Koşullardan kaynaklı olduğu tahmin edilen cezaevlerindeki intihar olaylarının ortalamanın üzerinde seyretmesi de ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen ülkemizde cezaevlerindeki mahpuslara ayrılan bütçenin yetersiz olduğunu belirtmek gerekmektedir. Avrupa konseyi ülkelerinin mahpuslara yaptığı günlük ortalama harcama tutarı 92 Euro’dur. Buna mukabil ülkemizde mahpus başına düşen harcama oranı günlük olarak 8,58 Euro’dur.
Sanırız bu veriler bu konuya ne kadar hassa davranmamız gerektiğini gösterecek düzeyde izah edici olmaktadır.
Bu konuda gerekli olan yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması bir zorunluluktur.