Hemen hemen her politikacının ağzından düşürmediği bir cümledir ;”aman dini siyasete alet etmeyİn” diye. Doğrusu temel değerlerin siyasete alet edilmemesi gerekir. Vatanın, bayrağın, milliyetin, dinin, kutsal sayılan diğer değerlerin siyasete alet edilmemesi ve çıkara neden edilmemesi gerekir.
Peki, bizde bunlar siyasete alet ediliyor mu?
Bu soruya keşke olumsuz cevap verebilseydik.
Uyguladıkları parti politikaları ve stratejileri ile sürekli bölünme ile uğraşan sol siyasal alan ülkede küçülmekten başka bir işe yarayamayınca, doğal olarak iktidara gelmek için ya bir sağ partiye yamanacak ya da mecburen bölünüp bölünüp muhalefette kalmaya devam edecek. Tabi muhalefet yapmayı iktidara destek sütunu olmaktan farklı bir algılama yaşarsa!
Bakıldık ki bu şekilde olmuyor o zaman hadi hep beraber sağdan sağdan çıkışlar yapalım metoduna dönüldü.
Nasıl mı?
Sevil Cuma namazlarıyla!
Sivil iftar yemekleriyle!
Sivil Cuma namazları bildiğiniz gibi hükümetin imamları ve camileri kendi politikaları çerçevesinde idare etmeye kalkışması girişimine alternatif olarak geliştirilen ve Kürtlerin;” ya kardeşim bakın bizde müslümanız elhamdullilah” dedikleri ve bunun için medrese eğitimi de almış imamlar eşliğinde alanlarda kıldıkları namazdan ibaret.Açık söylemek gerekirse bu namaz şekli Türkiye’de ben müslümünım diyenlere eğer anlarlarsa iyi bir ders oldu sanırız! İmamları Marksist ilan etmeye yönelen çevreleri(!) hariç tutarsak anlamak isteyenler Kürtlerin aslında ne kadar dindar oldukları da net olarak ortaya çıkmış oldu.
Sivil iftar meselesi de gerçekten dâhiyane bir fikir. İftarların zaten sivil olduğunu biliyoruz elbet. Burada ortaya konulan eylem zenginlere yaptıkları işlerin amacına uygun olması gerektiğinin hatırlatılmasıdır. Sırça köşklerde verilen, çok yıldızlı otellerde verilen iftar yemeklerinin “kendin pişir kendin ye mantığından” öteye gidemeyeceğinin gösterilmesidir.
Kendilerine emek ve adalet platformu diyen bir grup çok yıldızlı otellerde verilen iftar davetlerini protesto etmek için Taksim'de, Ceylan Intercontinental, Divan Otel ve Hyatt Regency arasındaki, gezi parkı çıkışında 13 ağustosta bir iftar yemeği vermeye karar vermişler amaç anlaşılırdır her halde ancak yine de kendilerince ifade etmişler.
Şöyle diyorlar;
“Oruç yoksulluğu anlatır!
Oruç, eşitlenmeyi, benzemeyi, anlamayı öğretsin. fildişi kulelerinde iftar yapanların yanına yer sofralarımızı seriyoruz.
...Oruç iftarla başlar!
Oruç, eşitlenmeyi, benzemeyi, anlamayı öğretsin. fildişi kulelerinde iftar yapanların yanına yer sofralarımızı seriyoruz.
...Oruç iftarla başlar!
Yediklerimiz rabbin ikramı; tükettiğimiz insanlığımızdır. İnsan olarak şereflendirildiğimiz alemde, insan kalabilmek için İNSAF diyoruz. Şatafatlı iftar sofralarından açlığın kol gezdiği dünyaya nasıl bakılır? Oradan yoksulluk nasıl görülür gibi oryantalist merak değil bizimkisi. Gerçeği arıyoruz. Çünkü biliyoruz ki birinin varlığı diğerinin içinde gizlidir. Şatafatlı sofranın davetsiz misafiridir yoksulluk. Çılgınca tüketimin ve israfın gözlerine bakar. İnsafsızlığın şahididir, izansız olan insanlığa o yol gösterir.
Bana bak! der fukara
Bana bak ve çeki düzen ver kendine.
Fukara, hakkı çalınandır. Allahın nimetlerinden alıkonandır. Dünyadan sürgün edilen kuştur, ölen balıktır. Şimdi oruç günlerinde onlara bakıp çeki düzen verelim kendimize. Her mahluka hakkını teslim edip kendi hakkımıza da razı olalım. Aç gözlülüğümüzü şükürle ıslah edip, yoksulluğumuza karşı duralım.
Davetimiz var.
İsrafta olanı insafa davet ediyoruz.
Nimetlerimizi paylaşarak çoğaltalım. İnfak ile zenginleşelim. Kenz ile biriktirilen fakirliğimizi omuzlarımızdan atıp, orucun tokluğu ve hafifliği ile özgürleşelim. Oruç günlerinde fildişi kulelerde iftar açanlara, o kulelerde hizmet eden emekçileri hatırlatalım. Ağzına zeytinini atarken bir taraftan da hizmet eden asgari ücretliyi. Kaldırım taşlarının altındaki kum tanelerini hatırlatalım. Bir de tüketip durduğumuz eşyalar dünyasında tükenmiş olan insanlığı iftarla yeşertmeyi.
Oruç toprak olsun, iftar da su.”
Bana bak! der fukara
Bana bak ve çeki düzen ver kendine.
Fukara, hakkı çalınandır. Allahın nimetlerinden alıkonandır. Dünyadan sürgün edilen kuştur, ölen balıktır. Şimdi oruç günlerinde onlara bakıp çeki düzen verelim kendimize. Her mahluka hakkını teslim edip kendi hakkımıza da razı olalım. Aç gözlülüğümüzü şükürle ıslah edip, yoksulluğumuza karşı duralım.
Davetimiz var.
İsrafta olanı insafa davet ediyoruz.
Nimetlerimizi paylaşarak çoğaltalım. İnfak ile zenginleşelim. Kenz ile biriktirilen fakirliğimizi omuzlarımızdan atıp, orucun tokluğu ve hafifliği ile özgürleşelim. Oruç günlerinde fildişi kulelerde iftar açanlara, o kulelerde hizmet eden emekçileri hatırlatalım. Ağzına zeytinini atarken bir taraftan da hizmet eden asgari ücretliyi. Kaldırım taşlarının altındaki kum tanelerini hatırlatalım. Bir de tüketip durduğumuz eşyalar dünyasında tükenmiş olan insanlığı iftarla yeşertmeyi.
Oruç toprak olsun, iftar da su.”
Ne dersiniz fena fikir değil değil mi?
Bundan sonra hadi gülüm sağdan sağdan türküleri dinlemeye devam edeceğiz gibi görünüyor.
Next