IŞİD yani Irak Şam İslam Devleti olarak kendini isimlendiren ve üretim menşi bilinmeyen örgütün yaptığı saldırılar, Ortadoğu politikasını izleyenleri düşündürmeye devam ediyor. Hem sahip olduğunu belirttiği inanç ve ideolojinin günümüz pratikliği ile uyuşmazlık düzeyindeki yaptırım ve iddiaları hem de saldırılarını yönelttikleri kesimler açısından IŞİD’in dikkatle izlenmesi gerekiyor.
Ortaya çıktığı günden beri hak ve hukuk tanımazlığını savaş ortamına dayandırsalar da onları ortaya çıkaran ve bu hale getiren mantalitenin de savaş olduğunu unutmamak gerekiyor. Mazlum ve haksızlığa uğramışların sığındıkları liman olarak bildiğimiz İslam dini adına haksızlık ve saldırı düzenleyen bu çetenin icraatlarını yan yana koyduğumuzda savundukları ideoloji ile bir alakalarının bulunmadığı izlenimi ağırlık kazanıyor.
Kendileri gibi düşünmeyenlerin düşman, kendilerine göre inanmayanların Müslüman bile olma ihtimallerini değerlendirmeyen bu yapı hakkında sağlıklı değerlendirmelerin elbette İslamcı kesimlerden gelmesi beklenir. Cami ve Türbeleri havaya uçurmakta tereddüt etmeyen, binlerce insanı kurşuna dizmekten vicdani azap duymayan, önüne gelenin malına ve namusuna el koyan böyle bir yapıya başta Müslüman kesimlerin karşı çıkması gerekmiyor mu?
Daha bir ay önce hilafet ilan eden bu yapı kendisinden olmayanları öldürmekten ve kendi üyelerini öldürtmekten vazgeçmiyor. Liderlik makamı olarak belirttikleri hilafet makamına Ebubekir el Bağdadi ismiyle bir zatı oturtan ancak bu zatın nerden gelip nereye gideceği konusunda da ayrıntı vermekten kaçınanların halifesinin kime halifelik yaptığı da icraatlardan okunacak elbet.
Irak ve Suriye’deki saldırılarına veya iyi niyetli olarak algılansa bile mücadelelerine bakıldığında zalimin yanında yer alan bir pozisyonda olduğunu her halde kimse inkâr edemez. Suriye’de rejimle mücadele adına yola çıkıp Suriye’nin sakin ve yaşanılabilir kesimi olarak kalan Kürt bölgesine ve Kürtlerin kazanımlarına saldırıyı temel görev bilen bu gücün insani ve İslami düşündüğünü iddia edenler varsa bunu paylaşmalarını beklemek insanların hakkı.
Irakta da durum farklı değil ele geçirdikleri hiçbir bölgede halkın memnuniyeti söz konusu değil ancak korku diz boyu. Bohçasını alan, valizini toplayan kendini en yakın güvenilir bölgeye atıyor. Kurtuluşu gerçekleştirecekse, insanları kurtaracaksa insanlar bu IŞİD’ ten neden kaçıyor? Bırakalım kaçanları kendi evlerinde ve bölgelerinde kalanlara da saldırarak onları kaçırtıyorlar. İmaj yerlerde sürünüyor. İnsanlık hak getire. Sevgiden iz yok. Korku diz boyu. Peki, böyle bir görüntüye sahip olan bu örgüt huzur getirebilir mi? Adalet getirebilir mi? Refah getirebilir mi? İnsanların güvenini kazanabilir mi?
Tam da bu noktada İslamcı kesim ve düşünlerden tepki bekleniyor. Bu tepkinin nasıl olması gerektiği ayrı bir konu ama bir tepki vermeleri gerekiyor. Ya IŞİD adlı örgütün İslami anlayışla alakasının bulunmadığını ve dolayıysa böyle bir yapının İslami değerleri temsil edemeyeceğini belirtmeliler ya da adamların yaptıkları doğruysa İslami kriterlere göre davrandıklarını insanlara izah etmeliler. Eğer bu örgütün yaptıkları İslami değil ise o zaman da İslam adına yapılanları kınayan bir tavır sergilemelidirler. Alanlar ve yayınlar onlardan bir tavır bekliyor çünkü.
Eğer bu örgüt nasıl olsa Şii’leri vuruyor. Nasıl olsa Kürtleri vuruyor bunlar da hem etnik hem de mezhepsel olarak bizden değiller anlayışı ile hareket ediliyor ve ses çıkarılmıyorsa bilinmelidir ki bu ikiyüzlülük ve münafıklıktan başka bir hareket değildir. Çünkü bu iki kesimin de camileri var. O halde İslamcı anlayışa sahip olan söz sahiplerinin artık bu konuda tavırlarını netleştirmelidirler. Bu tavır netliği tamamen İslami değerler çerçevesinde olmalıdır. Ne mezhepsel ve etnik açıdan ne de Suudi ve Katar kaynaklı yeşil dolarlar açısından konu değerlendirmelidir. Hak, hukuk ve yaşam hakkı konusundaki adil duygular buna yeter.
Next