Turgut Özal döneminde PKK ile mücadelede Devlet kuvvetlerine yardımcı olması amacı ile 442 sayılı köy kanununa dayandırılarak yapılan düzenleme ile köy koruculuk sistemiyle tekrar tanışmış olduk. Tekrar diyoruz çünkü bu sistemin ilk uygulamaları Hamidiye Alayları ile başlamıştı.
Köy koruculuk sistemi incelenirken Hamidiye Alaylarından Günümüze köy korucuğu kitabını yazar Sayın Aytar’ın kitabında o döneme ilişkin örnekler bulmak mümkün. Yine tarafımdan yapılan araştırma sonucunda yazılan ve 2011 tarihinde “do” yayınevi tarafından birinci baskısı yapılan “Pimi Çekilmiş Bomba Köy Koruculuğu Sistemi” adlı kitabımda da köy koruculuğu sisteminin ne anlama geldiğini, sistemin nasıl sonuçlar doğurduğunu, uygulama örneklerini sıralamış ve bu sistemin başta uygulayıcıları olmak üzere herkesin başına bela olan bir sistem olduğunu hatırlatmıştım.
Gerek 1986–2011 dönemlerindeki uygulamalar ve gerekse daha sonraki uygulamalar net olarak göstermiştir ki köy koruculuğu sistemi toplumda haksızlıklar yaratmak, adaletsizlikler dağıtmak,sorun çıkarmak ve ölümlere neden olmaktan başka bir işe yaramıyor. Sistemin uygulamada olduğu dönem içerisinde sistemi dahil olan 123 binden fazla köy korucusunun Üçte birlik bir kısmının suç işleme gerekçeleri ile yargılandıklarını hatırlarsak aslında nasıl bir bela ile karşı karşıya kaldığımızı da anlamış oluruz.
Köy koruculuğu sistemi günümüzde öyle bir hal almaya başladı ki devlet bile bu sistemi nasıl ortadan kaldıracağını kara kara düşünmeye başladı. Bu soruna nasıl bakılması gerektiği konusundaki görüşlerimizi Pimi Çekilmiş Bomba Köy koruculuğu Sistemi adlı kitabımızda açıkladığımız için burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz ancak sistemin hala adam öldürmeye devam ettiğini görmek gerçekten acı bir tablo olarak karşımızda bulunmaktadır.
Sistemin son kurbanları Mardin’den çıktı.”Diha'da yer alan habere göre, Mardin'in Ömerli ilçesine bağlı Kayadere (Bafa) köyünde korucubaşı Medeni Güven ve korucu yakınları ile köydeki Demirkıran ve Budak aile fertleri arasından yaşanan sözlü tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüştüğü belirtildi. Alınan bilgilere göre, köy yolunda Demirkıran ailesine ait olan aracı korucular kaldırmak istedi. Demirkıran ailesinin karşı çıkması üzerine başlayan sözlü tartışma daha sonra taşlı kavgaya dönüştü. Korucubaşı Güven ve korucu yakınlarının, daha sonra korucuların silahlarıyla Demirkıran ve Budak aile fertlerini taradıkları kaydedildi. Açılan ateş sonucu Cemil Demirkıran ve yeğenleri Ahmet, İzzetin, Figen Badak'ın olay yerinde yaşamlarını yitirdikleri, Demirkıran ailesinden 5 kişinin de yaralandığı belirtildi. Yaralılar hastaneye kaldırılırken, köyde askerlerin yoğun güvenlik önlemleri aldığı bildirildi.
Yaşamını yitiren 4 kişinin cenazesinin de Mardin Devlet Hastanesi'ne kaldırıldığı öğrenildi.
Öte yandan söz konusu ailelerin 30 Mart seçimlerinden bu yana husumetli oldukları iddia edildi. (hurbakis.net/04.07.2014)”
Köy korucuğu sistemi olarak karşımızda duran sistem kuruluşundaki yasal dayanağına uymayan bir sistem. 442 sayılı köy kanununda köyde köyün korunması için muhtara yardımcı olacak bir köy bekçisinin görevlendirildiğini görmekteyiz. Görev alanı sınırlı olan bu bekçi ile köy korucuğu sisteminin aynı olmadığını uygulayıcıları da görmüştür ve bu nedenle bir dizi yasal değişiklik yaşanmıştır buna rağmen sivillerden oluşun bu askeri yapılanma paramiliter bir güç olarak karşımızda duruyor. Ne yeterli bir eğitimleri ne de silahlı kuvvet disiplinine sahipler. En ufak bir olayda bile devletten aldıkları silahlarına sarılmakta ve toplu katliamlar gerçekleştirmektedirler. Bu şekilde silahlanmış olmaları karşılarında bulunan sivil yurttaşların da silahlanmalarına neden olmakta veya başka dayanak aramaya yönlenen bir tavra sürüklenmelerine neden olmaktadır. Bu güçlerin operasyon dönemlerinde operasyonlarda öncü güç olarak kullanıldıkları da bilinen bir uygulama.
Son dönemde yaşanan çözüm süreci uygulamaları silahlı çatışmaları bitirme noktasına getirmişken ortaya çıkan toplu öldürme olaylarında hep korucu silahlarının veya korucu katılımlarının varlığı gözleri bu sistemin üzerine çekmektedir. Bu sistemin çözümleri ile birlikte değerlendirilmesi ve ortadan kaldırılması artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Devletin kime nasıl para vereceği elbette devlet yetkililerinin bileceği iş ancak devlet yetkililerinin bilmesi gereken bir diğer iş de vatandaşlarının öldürülmemesi gerektiğidir. Her olaydan sonra birkaç koruyucuyu alıp cezalandırmak sorunu ortadan kaldırmıyor. Zaten mesele de birilerinin cezalandırılması meselesi değil. Sistemin kendisi de mantalitesi de yanlış ve Türkiye’nin bir an önce bu sistemden kurtulması gerekiyor. Yoksa yaratılan bu canavar sonuçta sahibini de yer.
Next