Kürt sorununun çözümü noktasında başlatılan çalışmalar önemli aşamalar kat ettikten sonra gelinen aşamada hükümet ve HDP kanadındaki karşılıklı restleşmeler ve KCK’den doğru gelen umut vermeyen açıklamalar bizi endişelendirse de çözümden umudumuzu kesmediğimizi belirtmek isteriz.
Çünkü 12 Eylül 1980 darbesi ile başlayan ve silahı baskı unsuru olarak kullanan, şiddeti çözüm yolu olarak gören, sıkıştırmayı ve öldürmeyi korku modeli olarak kullanan ve yok etme üzerine kurgulanan süreçlerin bu insanlara ve bu ülkeye yarar getirmediğini hep birlikte gördük.
Demek oluyor ki ne öldürerek bitirmek mümkün, ne zayıflatarak düşürmek mümkün! O halde yapılması gereken aklın yolunun kullanılması ve uzlaşı yolunun bulunmasıdır.
Konjektörel durumlardan faydalanmak istemek her siyasi düşüncenin ve gücün en doğal halidir. Ancak bu durumların temel belirleyici olmadığını ve her zaman değişebileceğini unutmamak lazım. Hele hele eğer bu durumlar çatışan güçlerin inisiyatifi dışında ve başka güçler tarafından belirleniyorsa o zaman çok uzak durmak gerekiyor.
Türkiye’de Kürt sorununu çözümü noktasında ilerlemeler kaydederken ve kurallar belirlenirken DAİŞ çetesinin saldırılarını, ilerlemesini veya gerilemesini, ABD ve müttefiklerinin saldırılarını ve operasyonlarını, YPG’nin güçlü duruma gelmesi veya zayıflamasını, Irak Kürdistan’ındaki Kürtlerin durumlarını temel unsur olarak ele alamayız. Evet, bunlar önemli konular ve durumu etkileyen durumlar ancak konu bunlarla bağlantılı olarak başlamamıştı ve bunlara bağlı olarak sürdürülemez. Sürdürülmek istense yanlış olur. Çünkü bu dengeler her an değişebilir. Bu durumda olumlu yanlarından istifade etmek gerekiyor ve yanlış yanlarından da uzak durmak gerekiyor.
Daha açık bir deyimle Türkiye Cumhuriyeti devleti ile PKK’nin çözüme giderken başka alanlarda bilek güreşine girmesine gerek yok. Çünkü 30 yılı aşkındır bu bölgede bu iki gücün çatışmasını canlı olarak izleyen ve yaşayan bir topluluk var burada.
Devlet bütün gücü ile dağ taş demeden bu bölgenin her karış toprağını taradığı halde gelinen sonuç ortadadır. Binlerce köy yakılıp yıkıldığı halde. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edildiği halde. Ağaçlar bile yakılıp yıkılıp dağlar cansızlaştırılmak istendiği halde sorun bitti mi?
Peki, bunca yıllık mücadeleye rağmen başta Kürtler olmak üzere bu bölgenin insanları bu kadar acı ve bedel ödediği halde 17 bin civarında faili meçhul cinayete rağmen on binlerce asker ve polisin canına mal olan çatışmalara rağmen bu devlet yok oldu mu?
Cevap elbette “hayır” olacak. Buna rağmen eminiz ki her iki taraf da yapılan yanlışlıkların ve eksikliklerin farkına varmıştır. Artık hem yetkili ve etkili olanlar hem de halk neyin yanlış neyin doğru olduğunu biliyor ve bu nedenledir ki Çözüm sürecine gerekli desteği vermiştir.
40 Bin insanın ölmesi sonucu varılan nokta çözüm sürecinin başlatılması olmuştur. Şimdi 40 insanın 6-7 Ekim olaylarında ölmesini gerekçe göstererek kimse çözümden kaçamaz! Elbette bu ölümleri tasvip etmek mümkün değildir. Elbette olup bitenlerin geldiği sonucu tasvip etmek mümkün değildir ancak sonuç olarak ortaya çıkan tablonun sorumlusu şimdi çözüm konusunu tıkamaya çabalayan taraflardır.
HDP ortaya çıkan tablodan memnun olmadığını yapılan çağrının yağmalama ve talana yönelik değil demokratik tepkilerin ortaya konması olduğunu en yetkili ağızdan ifade etti. Bu olayların bu boyutlara gelmesinde acaba hükümetin hiç mi eksiği yok? Bu kişilerin bir bölümü sokak çatışmalarında grupların çatışması sonucu öldü peki geri kalanları kim vurdu?
Aslında bu olayların sonucuna baktığımızda sorumlu aramak yerine hükümet ve HDP’den beklenen hemen bir araya gelerek pirincin taşını nasıl ayıklayacaklarına ortak karar vermeleriydi. Çünkü sorumlu varsa bu iki kesimden başkası olamaz. Aradakiler muhatap değil çünkü.
Bu nedenle sonuç olarak diyeceğimiz odur ki hükümet ve HDP tartışmayı bir tarafa bırakıp hemen uzlaşma ve görüşme yoluna girmelidirler. 40 bin canın gittiği bir dönemden sonra varılan uzlaşma umudunu 40 kişinin ölümünü gerekçe göstererek yok edemezsiniz. O kadar duyarlı iseniz bu hale gelmesine izin vermeseydiniz! Olup bitenden sonra hatadan ders çıkarıp bari yeni ölümlerin önünü açmayın.