Batman giderek bir beton mezarlığına dönüşüyor. Kentin can damarları olan yeşil alanların beton binalar tarafından kuşatılması gün geçtikçe daha da belirginleşiyor. Kent merkezinde “yeşil alanlar” kuşatma altında. Bu nedenledir ki yeşile ve doğaya karşı olan hassasiyet gün gittikçe artıyor.
Zaten insanoğlunun doğanın dengesini değiştirme yönündeki çalışmaları ekosistemi bozmakta ve bizleri büyük bir tehlikenin altına sokmakta iken şehirlerdeki bu vurdumduymazlık bilim adamlarının canına tak ediyor.
Daha geçen 5 Haziranda yapılan sempozyumda ekosistemin ne kadar önemli olduğu ve bu sistemin bozulması nedeniyle dünyamızdaki tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekildi. İki derecelik bir ısı yükselmesi ile dünya cehenneme dönüşecek. Ancak dünyanın ısınarak cehenneme dönüşmesine engel olmayan veya olamayan yöneticilerimiz bizi öbür dünyada cennetli yapmak için kolları sıvamış durumdalar.
Nasıl mı?
Var olan yeşil alanları tahrip etmek ve tahribe zemin hazırlayarak
Bilindiği gibi kentimizde kişi başına düşen yeşil alan miktarı girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerini yarısı kadar yanı 4,2 metrekare civarında. Doğaldır ki bu oran çok düşük ve bunu artırmak için önlemler almamız lazım. Bu yeşil alanın çoğunluğunu ise kentin oksijen kaynağı durumundaki birkaç yer sağlıyor.
Site mahallesindeki ağaçlık alan
Atatürk parkındaki ağaçlık alan
Esentepedeki ağaçlık alan
NATO tesislerindeki Ağaçlık alan
Ve Yaşar Kemal kent ormanı.
Bu alanların da etrafın yavaş yavaş kuşatılmakta.Ancak sorun sadece kuşatılmakla kalmıyor bu alanlar hem bakımsızlıktan can çekişmekte hem de yavaş yavaş beton yığınları ile tahrip edilmektedir.
TPAO ve Tüpraş duvarları ile örülmüş bulanan Site alanında duvarların ardından yavaş yavaş binaların beton iskeletleri yükselmekte. Buna rağmen kentin en iyi durumdaki yeşil alanı. Sıkıntısı ise vatandaşların duvarların öbür tarafından faydalanamıyor olması. Güvenlik falan işin bahanesi bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Halk için sorun olan konu elit tabaka için geçerli değil.
Atatürk parkı ise son yıllarda yapılan düzenleme ile biraz da olsa koruma altına alınmış durumda.
Yaşar Kemal Kent ormanı bu kentin can damarlarından biri ancak ne yazık ki bakımsızlıktan can çekişiyor. Bu can çekişmesine bir de ortasından geçen yol da katkı sağlamış oldu. Yolun ne zaman biteceğini de Allah biliyor.
Ve gelelim asıl meseleye Yani Esentepe piknik alanına. Esentepe bize miras bırakılan bir alan. Kentin yeşille tanışan ilk alanlarından birisi. Yıllardır yarım yamalak dahi olsa korunan ağaçlık bölgesi. Bu alan su depolarının yapıldığı dönemden bu yana Belediyeye tahsis edilen bir alandı. Ancak ne hikmetse bütün yönetim dönemlerinde bu yapısını koruyan bu alan son dönemde Belediyeden alınmak istendi.
Alınma işi için de öyle bir plan yapıldı ki vatandaş iki arada bir derede kalsın. Efendim hükümet kanadı yani AKP bu bölgede cami yapmak için Belediyeden alarak Müftülüğe tahsis etti. Batmanda cami sayısı okul sayısından fazlayken ve yerleşim yerinin uzağında olan kentin yegane piknik alanını müftülüğe tahsis gerekçesi ise Belediyenin burayı tahsis şekline aykırı kullanmasıymış.
Esentepeye cami yapımını vatandaş istiyor mu?
Elbette hayır kaldı ki öyle bir ihtiyaç bile yok.
Orada var olan bir mescit var ve kullanılmıyor ama gaye farklı. Hadi diyelim müftülüğün çok ihtiyacı var ona yer vereceksiniz peki bunun için 75 dönümlük bir alan biraz abartılı değil mi?
Hadi ona da eyvallah dedik, peki oradaki yüzme havuzunu ve tesisi yıkıp yerine cami yaptığınız varsayalım bu camiye kim veya kimler gidecek? Tabiî ki protokolden başka kimsenin gideceği yok. Bunu herkes biliyor. Peki, protokol için yeni camiye ihtiyaç var mı?
Aldığımız duyuma göre Esentepenin Müftülüğe tahsis edilmesi yazısı Belediyeye gönderilmiş. Sürmekte olan bir dava vardı o dava da kaybedilmiş demek. Öncelikle Belediye yetkililerini bu üstün başarılarından (!) dolayı kutlayalım. Umarım nasıl bir iş sergilediklerini farkındalar. Nasıl bir başarıya imza attıklarının da.
Müftülüğe gelince tahsis yapıldı yapılmasına ama oradaki yeşil alanın korunması konusunda dileriz gerekli hassasiyet gösteriler ve bu kentin ihtiyaçları göz önünde bulundurulur. Bu kentin kararlarını hala Ankara alıyor olabilir ancak bu kentin oksijenini o yeşil alanlar sağlıyor. Ve o oksijeni biz soluyoruz. Oksijenimizi keserseniz ölürüz. Bu kent ölür. Kimse ölü bir kent istemiz. İnsanlar ölürse cami dahi yaparsanız kimse oradan faydalanmaz değil mi?
Next