Çok eziyetli geçen 12 Eylül 1980 döneminin insanlık onurunu zedeleyen merkezlerinden birisi de şüphesiz Diyarbakır cezaevidir.

Diyarbakır cezaevinde yaşananlar, yaşatılanlar şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yüzlerce kitabın konusu olacaktır.

Diyarbakır cezaevine yolu düşürülmüş her tutuklunun, hükümlünün anlatacak kitaplar dolusu hikâyesi var.

İnsanların onurlarının ayaklar altına alındığı, her türlü işkencenin reva görüldüğü, insan için konulan dayanma noktalarının altüst edildiği yerden bahsediyoruz. Esat Oktay yıldıranların hüküm sürdüğü,  insanların bağlanıp köpeklerin serbest bırakıldıkları duvarların arasını…

İnsanların dayak ve eziyet çekmekten geri kalan zamanlarının çoğunu üzerlerindeki bitleri temizledikleri, farelerin haberci oldukları cezaevi.

Ebugarip değil Diyarbakır cezaevi!

Cuntacıların hünerlerini insanlar üzerinde sergiledikleri yerden bahsediyoruz.

Bugünlerde bir tartışmadır almış başını gidiyor. Diyarbakır cezaevinin artık işlevini tamamladığını söyleyen hükümet yetkilileri binayı yıkıp yerine okul yapmayı düşünüyorlar. Geçmişin acı izlerini silmek,  kalıntıları yok etmek,  insanların beyninde ve gönlünde oluşan yaraları silemiyor ne yazık ki! Bu nedenle Diyarbakır cezaevini yıkmayı düşünenlerin Türkiye demokrasisine ve geçmişle yüzleşmesine bırakacakları en iyi eserlerden birisi de bir ibret abidesi olarak bu cezaevini halkın ziyaretine açmalarıdır.

12 Eylülden günümüze bu cezaevindeki uygulamalardan kaynaklı yaşanan acıların anlatıldığı hikâyelerle süslenmiş bir ibret abidesi. İster buna müze deyin isterseniz İnsan Hakları abidesi. Adını ne koyarsanız koyun ama bir daha böylesi olayların yaşanmaması için bu cezaevini insanların ziyaretine açın.

Sakın ola ki olaya duygusal yaklaştığımızı zannetmeyin. Bir toplumun çektiği acıların izlerini taşıyan yapıları yok etmeyi düşünmek belki haklı görülebilir. İzleri yok ederseniz insanlar sürekli olarak aynı şeyi görmedikleri için zamanla unutabilirler. Ancak bizim Diyarbakır cezaevini ve bu cezaevinde yaşatılanları unutmamamız lazım. Bu ülkenin, bu ülkede, bu ülke adına, bu ülkenin evlatlarına neler yapıldığını öğrenme hakkı var çünkü. Askeri darbelere karşı duranların neden karşı durduklarını anlamak için o dönemlerde insanlara yaşatılanların topluma aktarılması lazım. “Ülkenin birlik ve beraberliğinin sağlanması için yönetime el konulmak zorunda kalınmıştır” denilerek yapılanlar meşrulaştırılmamalıdır.

Bu ülke, bu ülkede yaşayan bütün vatandaşların ülkesi. Ülkeyi gerekçe gösterip vatandaşların bir bölümünü değişik nedenlerle hedef haline getirip onlara eziyetler çektirerek ülke refaha çıkmıyor maalesef.

Diyarbakır cezaevi baskılar karşısında insanların bedenlerini ateşe verdikleri yer.

Diyarbakır cezaevi tek kelime Türkçe bilmeyen anaların çocukların isimleri ile birlikte “nasılsın” demekten başka duygularını aktaramadıkları yer.

Diyarbakır cezaevi “co”ların insanlardan daha değerli oldukları yer.

Diyarbakır cezaevi insanlara k….. ile sigara içtirilen yer.

Diyarbakır cezaevinin duvarlarını yıkarak onun bıraktığı acıları beraber yıkamıyoruz.

Diyarbakır cezaevindeki koşullara neden olan olayları da, cezaevinde yaşatılanları da bir daha yaşamamak için bu ibret abidesini insanlara iyi tanıtmamız lazım. Bu tanıtım da onu gizleyerek değil daha çok deşifre edilerek yapılabilir düşüncesindeyiz. Yetkililerin de  aynı duyarlılığı göstermeleri dileğiyle …