Aylardır kürt açılımı Türkiye’nin birinci gündemini işgal etmektedir. Hükümet bir ileri bir geri bazı adımlar atmaya çalışmaktadır. Muhalefet de geleneksel ırkçı ve inkârcı politikasını savunarak hükümete yüklemektedir. Hükümetin ne kadar samimi olduğu da henüz netleşmiş değldir. Çünkü hükümetin kürt açılımyla ilgili programı açığa çıkmış değildir. kürtlere verileck haklar gerçekten İslamın kardeşlik esaalarına uygun mu dur? Yoksa bir dilenciye verilen birkaç kuruşluk sadaka cinsinden mi olacak? Belli değildir. İleriki günlerde bu konu netleşecektir. İnşallah hükümet meseleyi ciddiye alır, siyaset malzemesini yapmaz ve başörtüsünde olduğu gibi ne yapalım” bir şeyler yapmak istedik muhalefet bize yardımcı olmadı”.deyip bir adım ileri iki adım geri atmaz. Bir sorunun varlığı kabul edilmeden o sorunun çözülmesi mümkün değildir. Herkes Kürt ve Türklerin kurtuluş savaşalarında ve bütün cephelerde birlikte savaştıkları, bin seneden beri beraber yaşayıp birbirlerine kız verdiklerini kabul etmektedirler.

Gelenekçi İslamcılar, Kemalistler, sağcılar, solcular ve ülkücülerin hepsi de bunu kabul edip dillerine dolamaktadırlar. Kabul etmeyen yoktur. Kürtler; Cumhurbaşkanı, Başbakan, milletvekili olabildiklerini söylemektedirler. Peki bütün konularda haklar, kardeşçe ve eşitçe paylaşılmışsa, birçok kürt başkaldırısının sebebi nedir? Palolu şeyh said ve arkadaşları neden asıldılar? Otuz seneden beri bu kadar türk ve kürt neden ölmektedirler? Bir babadan kalan miras hakça ve adaletçe paylaşılmışsa kardeşler arasında neden kavga meydana gelsin. Kardeşlerden birisi babasının bütün mirasına el koyup diğer kardeşini mahrum bırakırsa ve kardeşini bir yabancı gibi kendi hizmetinde baskı ederek çalıştırısa, huzursuzluk meydana gelir ve haksızlığa uğrayan kardeş, hakkını almak için gizliden gizliye kardeşinin mezarını kazmaya başlar. 

        Konunun anlaşılabilmesi için ırkçılıktan arındırılmış ve tarafsız bir gözle olaya bakmak gerekir. Resmi ideolojinin gözlüğüyle olaya bakılırsa, hiçbir zaman olayın gerçek yüzü anlaşılmaz ve çözülmez. Dolayısıyla da daha nice feryat ve çığlıklar yükselecektir. İnşallah akli selim hakim olacak ve bu kanın durması için MHP ve CHP de tevbe ederek ve inatlarından vaz geçerek bu surece katkı yaparlar. Aksi takdirde siyasi hayatları biteceği gibi Allah katında da en büyük cezayı hak edip ölecek bütün kürt ve türk gencin katili durumuna düşecekler.

        Herkes ben Müslümanım dediğine göre, konunun dini yönünün bilinmesinde de yarar vardır. İslama göre müminler kardeştirler. Çünkü Kur’an’da buyrulur ki:” Muhakkak mü’minler kardeştirler”.(Hucurat:10)  Acaba Kuran’ın ifade ettiği kardeşliğe göre haklar verildi mi? Bir babadan kalan iki kardeş arsındaki adalet ve eşitlik sağlandı mı? Elbette sağlanmadı. Çünkü bir kavim, mensup olduğu ırkla kendini ifade edemiyorsa, Allah’ın yarattığı dille okuyup yazamıyorsa, kendi kimliğiyle Devlet dairelerinde çalışamıyorsa, Subay ve general olamıyorsa orada kardeşliğin bulunduğunu söylemek, oyalamak ve aldatmaktan başka bir şey ifade etmez. Kardeşiz ancak sen benim ırkımla kendini ifade edeceksin. Kendini İnkâr edeceksin. Benim dilimi okuyup konuşacaksın. Subay ve general olamayacaksın. Benim ağalığımı kabul edeceksin. Aksi takdirde seni vatan haini ve terörist ilan edeceğim, ceza evine koyacağım. Diye bir kardeşlik mefküresini bulmak İslamda olmadığı gibi, İslam dışı hukuklarda da yoktur. Olsa olsa faşist yönetimlerde olur. Bir Müslümanın nefsi için istediği bir hakkı diğer Müslüman kardeşi için istemesi imandandır. Çünkü Resulullah (s.a.v) buyurur ki:” Biriniz nefsi için istediğini kardeşi için istemedikçe iman etmiş olmaz.”( Müslim, Buhari)

         İslama göre iki kardeş arasında bir anlaşmazlık olduğu zaman haklı ve haksızın anlaşılması için Kur’an ve sünnetin hakemliğine başvurulması emredilmektedir. Çünkü Kur’an’da buyrulur ki: Eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanmışsanız herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde o meselenin çözümünü Allah’a ve Peygamber’e havale ediniz “(Nisa:59)

        Peki şimdiye kadar böyle bir hakemliğe başvurulmuşmudur? Hayır başvurulmamıştır. Çünkü şimdiye kadar Kürtlerin varlığı kabul edilmemiştir. Hakim güçler hep kendilerini haklı, karşı çıkanları da hain görmüşlerdir. Dolayısıyla da sorun gitgide büyümüş ve patlama noktasına gelmiştir. Bu konuda türk ve kürd İslamcılar, hocalar, diyanet ve cemaatler,  ya devlet politikasının doğrultusunda hareket etmişler veya sessiz kalmışlardır. Oysa bunlar islamın ön planda tutulup konunun İslama göre çözülmesinde ve Kürtlere karşı yapılan asimilasyonu önlemede etkili olabilirlerdi ve en azından yapılan haksızlığa karşı sessiz kalma vebalinden kurtulmuş olurlardı. İslamda ırkçılık yoktur. Çünkü ırkçılık İslamda leş olarak nitelendirilmektedir. Zira Peygamber (s.a.v) buyrur ki: “Irkçılığı bırakın! Çünkü o kokmuş bir leş gibidir.” (Müslim)            

   Ancak ırkçılıkla ırkların varlığı ve kendilerini ifade edebilmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü ırkların varlığ Cenabı Allah’ın ayetleridir. Irkların birbirleri üzerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvaya göredir. Çünkü Kur’an’da buyrulur ki: ’’Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı (değişik) olması da, onun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok ki bunda, bilenler için gerçekten ayetler vardır.’’(Rum:22)

    Görüldüğü gibi insanın aslı topraktır ve yaratılış bakımından bütün insanlar eşittirler. Çünkü onları yaratan bir olan Allah’tır. Onların yaratıldığı madde ve yaratılış yolu da birdir. Hepsi Âdem ve Havva’ya dayanmaktadır. Hiç bir insanın mensup olduğu ırktan olmasında bir etki ve seçimi yoktur. Bu iş tamamıyla Allah Teala tarafından programlanmıştır. Eğer bu iş insanın iradesiyle olsaydı. İnsan devamlı olarak dünyaya hâkim olan ırktan olmayı tercih edebilirdi.                                                                                                     O halde ırkların varlığı Allah’ın ayetleridir. Can ve mal gibi dokunulmazlığı vardır. Dolayısıyla da bir kısım ırkları ortadan silmeye çalışmak, fıtratı değiştirmek ve Allah’ın ayetlerini silmek anlamına gelir.

      Dolayısıyla da Allah’ın yarattığı her ırk mensubu, serbestçe kendini ifade edebilmeli, diliyle okuyup yazabilmelidir. Irkların asimile edilmemesi için gerekli koruma tedbirleri alınmalıdır.

   Eş’es bin kays rivayet edip der ki: ”Kind kabilesiyle birlikte Resulüllah’ın yanına geldik. Onlar beni, kabilenin en üstünü görüyorlardı. Ben dedim ki: Ey Allah’ın Resulü! Sizler de bizden değimli siniz? Bunun üzerine Resulüllah buyurdu ki:  Biz Kenane oğlu beni Nadir kabilesindeniz. Analarımızı iffetsizlikle itham etmeyiz, babalarımızı da ret etmeyiz.” (Kütübü’s-Sitte.17/338.Türkçe terc.İbrahim Canan)                     Burada Peygamber (s.a.v), bir kimsenin mensup olduğu famile, kabile veya ırkı ret etmenin İslam’da yerinin bulunmadığı ve Ana-babayı iffetsizlikle itham etmek anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla da birisi, içinde doğup büyüdüğü famile veya kabileyi veyahut mensup olduğu ırkı Kabul etmemesi ve başka kabile ve ırktan kendini ifade etmesi caiz değildir. Irkçılık ise, herhangi bir ırkın diğer ırklardan üstün olduğuna inanıp mensup olduğu ırkının üstünlüğü için savaşmak, mücadele vermek, tartışmak, propagandasını yapmak, ırkdaşı zalim da olsa onu desteklemek, mensup olduğu ırkın üstün gelip çoğalması için diğer ırklardan herhangi birisini asimile etmeye çalışmak gibi eylemlerdir. Oysa İslam dini bunu yasaklamıştır. Çünkü Peygamber (s.a.v.) buyurur ki:

’’Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen bizden değildir.’’                                                                                                                              Diğer bir rivayette, Sahabelerden Vasîle bin. Aska, asabiyet (ırkçılık) nedir? Diye sorduğunda, buyurdu ki:’’Zulüm üzere, Kavmini desteklemendir.’’(Ebu Davud.16/395.İbni Mace.İmam Ahmed                                                                                        Görüldüğü  gibi herhangi bir ırk mensubu kendi ırkdaşını zulüm üzere desteklerse İslamın yasakladığı ırkçılığa girer.  Ancak ink)âr edilen ırksel kimlik ve buna bağlı hakları istemek, tıpkı gasbedilen mal ve mülkü istemek gibi islama karşı herhangi bir tarafı bulunmamaktadır. Yeterki kendi ırkının hatırı için zalimlik durumuna düşmesin. Zaten Kürtlerin dışındaki kavimler için böyle bir sorun yoktur. Çeçenistan, Türkmenistan, Arabistan ve Afganistan denildiği zaman hiç kimsenin aklına ırkçılık gelmez. Ancak Kürdistan denilince hemen akıllarına ırkçılık gelir ve İslamda ırkçılığın günah olduğunu söylemeye başlarlar. Oysa Cumhuriyet dönemine kadar bölgenin adı Kürdistan idi.  Dolayısıyla da İslam dini, Kürdistan ve kürt ırkının haklarına karşı bir kırmızı ışık gibi gösterip dindar Türkleri buna ikna ettikleri gibi birçok dindar Kürdü de buna ikna edebilmişlerdir. Ancak bu oyunlar bozulmaya başlanmış ki Devletin zirvesinde haksızlıkların yapıldığı konuşulmakta ve çözüm çareleri aranmaktadır. Bu bir gelişmedir. Çünkü yapılan yanlışlar kabul edilmektedir.

       İşte Kürt ve Türk din adamlarına, tarikat şeyhlerine, cemaat liderlerine ve Diyanet işleri yetkililerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Rahatlıklarını bozup bu sahadaki doğruları Türk ve Kürt halklarına anlatıp cesur adımlar atmaları ve gerçekler karşısında susanların çekecekleri uhrevi cezaya ortak olmamaları İslami ve insani bir görevdir. Allah haklı ve doğru olanların yardımcısı olsun!

Mele Emînê Botikî