Sanırım Mynet adlı sitede okumuştum bu yazıyı. Çok ilginç geldi. Size de ilginç geleceğinden eminim. Kısacası biz insanoğlu/kızının hayatını nerede geçirdiği ve bedensel anlamda ne kadar ettiği üzerine hazırlanmış bir yazı. İnsan şöyle biraz düşününce aslında o kadar basit bir yaşam ki bizimkisi, hâlbuki nelerin hesabını yapıyoruz, nelerin. Okuyalım da biraz düşünelim:
Bir insan hayatı boyunca neler mi yapıyor?
130 bin kilometre yol yürüyor. 90 milyon kelime konuşuyor. 18 yıl ayakta duruyor. İki yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgılıyor. 25 bin beygir gücü enerji harcıyor. 300 ton ağırlık kaldırıyor. 105 gün suda kalıyor. 26 yıl uyuyor. Ortalama 2 yılı telefonla konuşarak geçiriyor.
İnsanın maddi değeri ne kadar derseniz?
Bir insanda 7 kalıp sabun yapacak kadar yağ bulunuyor. Orta boy çivi yapacak kadar demire sahip. Bir kahve fincanını dolduracak kadar şekere sahip. Küçük bir tavuk kümesini badanalayacak kadar kireç var. 2000 kibrit yapacak kadar fosfor bulunuyor. Ufak bir topun atımına yetecek barut için potasyum var.
Peki hayatımız nasıl geçiyor?
Bir insan ortalama 70 yıl yaşar bunun yarısını gece yaşar ve bu süreçte genelde uyur geriye 35 yıl kalır. Bu 35 yılın 5 yılı çocukluktayken geçer ve anlaşılmaz. 5 yılı da yaşlanıncaya gider ve yaşantının bu kısmından da fazla bir şey anlaşılmaz. Geriye 25 yıl kalır. Bu 25 yılın 15 yılı çalışarak geçiyor. Geriye 10 yıl kalır. Birde tuvalet ve banyo gibi ihtiyaçlar var. Bunlara da 5 yıl gider ve geriye 5 yıl kalır. Su gibi akıp giden zamanla kalan 5 yıl içerisinde de insanlar ne yaşar ne yaşamaz?
Evet, sevgili okurlar. Yani insan denen varlık bir bilmece, bir problem aslında. Bu araştırma hangi ülkede yapılmış bilmiyorum ama bizde ne insan ömrü 70 yıldır, ne de çalışma süresi 15. Bizim ömrümüz daha kısadır ve çalışma süremiz ise çok daha uzun. Bu durumda aslında bizler hiç yaşamıyoruz, değil mi? Bir Türk filmi izlemiştim vakti zamanında. Tarık Akan’ın haylaz gençlik filmlerinden sonraki siyasi ağırlıklı döneminde çevirmiş olduğu bir filmdi. Filmin adı Acı Hayat. Replik şöyleydi:
Hâkim: Kaç yaşındasın?
Tarık Akan: Bilmiyorum?
Hâkim: Nasıl bilmezsin?
Tarık Akan: Hiç yaşamadım ki
Bizlerde aslında biyolojik olarak yaşıyoruz ama buna yaşamak denirse tabii ki. Vücudumuzda bir ton metal var. Senelerimizi telefon başında geçirirken, kümesi boyayacak kadar kireç de bulunduruyor muşuz DA aslında şöööyle “oh be dünya varmış” diyebileceğimiz anca bir 5 yılımız varmış. O’da başımıza bir dert, hastalık, hapis gelmezse bir 5 yıl.
E deyiyor mu be güzel kardeşim bu kadar gürültü patırtıya. Şimdi duygulan verdim. İçimden geçenleri sizlerle paylaşayım iyisi mi?
Hayat bazen hiç adil olmuyor. Nerede kurduğumuz hayallerimiz, ideallerimiz Hani hayatı dolu dolu yaşayacaktık? Hani sıradanlaşmayacak, kuzeyi gösteren kutup yıldızı misali insanlığa yön verecektik? Yaşam enerjisini yitirmeyecek, yitiklere zavallı gözüyle bakacaktık. Ne oldu, ne kadar da çok değiştik. Kim, ne olacaktı? Sporcu, bilim adamı, vali, milletvekili, komutan, sanatçı. Saçlara düşen beyaz aklar, yüze vuran derin çizgiler mi bize hatırlattı hayat okulunda sınıfta kaldığımızı?
Biz sınıfta kaldık da âlem sınıf mı atladı. Dünyada ve yurtta barış hiç olmadı. Hava kirliliği azalmadı. Ekonomi düzelmedi. Kadın intiharları tarih olmadı. Çevre battı, ozon deliği arttı. Halkların kardeşliği anlaşmalardan öteye bir yere varmadı. İşsizlik azalmadı. Mutsuzluk yok olmadı. Uzaya, bilinmeyene uydu fırlatan insan evladı bireyin ruhunu keşfedemedi. Teknoloji geliştikçe yalnızlığı arttı. İletişim aletleri 3G ye terfi ederken siyah beyaz filmlerdeki ankesörlü jetonlu telefonları özledik. Şehirler milletler arası ödemeli telefon bekleyişleri ve ilk alo ile annelerimizin hıçkırıklarını göremiyoruz artık. Her anımız twitter’ da, görüntümüz msn de ama yüreklerde boşluk, bakışlarda samimiyetsizlik.
Bu arada twitter demişken, yazılarımı takip etmek isteyen okurlarım bentwitter’den de takip edebilirler. Adresim; Twitter@nuhasan