Türkiye’de sağa karşı sol cenahta yer aldığı algısı yaratan Cumhuriyet Halk Partisi konumunu belirlemek açısından artık son virajda bulunuyor. Bu ayrışmayı zorunlu kılan gelişme ise şüphesiz Kürt sorununun çözümü noktasında kimin hangi noktada duracağı ayrışması. Çünkü Türkiye’de sorunların çözüme kavuşması için veya sağlıklı tartışılması için kimin hangi komunda olduğunu artık net olarak bilinmesi gerekmektedir.
Kim sağda?
Kim Milliyetçi?
Kim Kürtlerin Haklarını Savunuyor?
Kim Demokrasi ve özgürlüklerden yana?
Kim Sosyal Demokrasiyi savunuyor bilinmesi lazım.
Türkiye’de sağcı, Milliyetçi ve muhafazakâr kesimler gittikçe oy potansiyelini ve güçlerini geliştirirken sol ve demokrat cephede durumun tam tersine dönüşmesinde CHP’nin rolü inkar edilemez bir gerçeklilik.
Doğu Perinçekvari sözüm ona solcuların nasıl bir sol anlayış sergilediklerini hep beraber gördük. Zaten bunların taban desteklerinin olmaması nedeniyle ülke sorunlarına çözüm bulmaları da mümkün değil. Ancak yine da varlıkları inkâr edilemez. Ancak CHP de durum bundan farklı. Sosyalist Enternasyonale üye olan bir siyasal partinin çizgisinin netleşmesi gerektiği artık saklanamayacak bir gerçek.
Türkiye’de nasıl bir sosyal demokrat partiye ihtiyaç duyulduğunun net olarak anlaşılması için artık bu partinin ilkesel ve kurumsal olarak tavrını netleştirmelidir.
Ulusalcılık mı- Yurtseverlik mi?
Sosyal Demokratlık mı- ulusal solculuk mu? Veya başka bir anlayış mı gerçekleştirecekler bunun bilinmesi lazım.
Şu anda CHP’nin sergilediği tablo Türkiye insanını sağın ve iktidarın kucağına oturtmaktan başka bir şey değil. Türkiye’nin temel meselelerinin çözümü noktasında bile net bir tavır sergileyemeyen bir ana muhalefet partisi ile karşı karşıyayız.
Tabanımız Kürt sorununda çözümden yana tavır koyuyor diyen Genel Başkan Yardımcısı Gülseren onanç’ı istifa ettiren,
Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkuluna CİA ajanı diyen milletvekillerine sahip olan,
Parti içi dengeleri koruma adına ülke sorunların ötelemeyi tercih eden,
Ben sosyal demokrat bir partiyim diyemeyen bir CHP’ni neyi temsil ettiği de artık tartışılmalıdır.
Ulusalcı politikalar sürdürülerek süreci götürmenin hele hele iktidarı hedeflemenin mümkün olmadığını artık herkes görmelidir. CHP sürdürdüğü kendini koruma ve eldekilerle yetinme politikaları sayesinde artık ülkenin birçok bölgesinde tabela düzeyinde bile yok. Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ve Kürtler arasında artık kavramsal olarak da unutulmaya başlanan bir parti haline geldi. Birkaç kıyı birkaç köşe ile politik yaşama devam etmeye direnen bir parti görüntüsü sergiliyor. Oysa Türkiye’de Sosyal demokratların ve cumhuriyet savunucularının gücünün bu olmadığını herkes çok iyi bilmektedir. Türkiye’de solu ve sosyal demokratları bu hale getiren CHP yönetimlerinin sürdürdükleri yanlış politikalardır. Tabana dayanmayan ve tabanın sesini duymayan yönetimlerdir.
Sağcı muhafazakâr demokrat AKP’nin bile demokratlığının gerisine düşmüş milliyetçi söylemlerle elindekini korumaya çalışan bir CHP hayati bir virajın eşiğinde bulunmaktadır. Ya MHP’lileşecek ve o zaman da varlığına gerek kalmayacak ya da tabanının gerçekliklerine ve sosyal demokrasinin ilkelerine geri dönecek.
Her konuşanın susturulduğu bir siyasal partide ülkenin temel sorunlarını çözümü konusunda da bir kıpırdanma ve olumlu bir adım görülmezse bu partinin varlık nedeni ne olabilir ki? Eğer koltuk ve kurumsal yapının muhafazası düşünülüyorsa o zaman parti siyasal yaşamdan çekilmeli ve parti kadrolarının kendilerine has bir Genel Müdürlük tahsisi ile koltuk sahipliklerini maaşlı olarak sürdürmelerine yardımcı olunmalıdır. O zaman belki boşluktan yararlan sosyal demokratlar kendilerini temsil edecek bir siyasal parti kurarlar da Türkiye bir muhalefet partisine sahip olur.
Türkiye seçmenini etnik yapısına, yaşadı bölgesine göre kategorileştirerek kontrol altında tutma mantığını doğru olmadığı artık görülmelidir. CHP ya Sosyal Demokrat yapıya dönmeli ya da yoldan çekilmelidir. Zaten geldiği son virajda tabelada görülen yazı da son noktayı göstermiyor mu?
Next