Osmanlı İmparatorluğunun ortadan kaldırılıp Kemalizm eksenli cumhuriyetin kurulup devrim ilkelerin tatbik edilmesiyle birlikte “Ne mutlu türküm diyene!” sloganı duyulmaya başlandı ve o tarihten bu yana sallanan bir kılıç gibi toplumun, bilhassa asker ve öğrencilerin kafaları üzerinde sallanmakta, dağların yamaçlarında, şehirlerin girişlerinde, okulların ve resmi dairelerin kapılarında yazılıp okunmaktadır. Ancak takriben seksen sene geçmesine rağmen vatandaşların bir kısmı buna gönül veremediler, içlerine sindiremediler, vicdanları kabul etmediği halde korku ve baskı neticesinde dudaklarını kıpırdatarak okuyor süsünü vermeye çalıştılar. Her hukukta doğru ve yanlış kavramlar vardır. Yanlış yanlıştır. Doğru da doğrudur. Bu kural değişmez. “Kar beyazdır.” Bu doğrudur. “Kar siyahtır.” Bu da yanlıştır. Birisinin, karın siyah olduğunu söylemesiyle kar siyah olmaz ve yine beyazdır.
Rum /22 ayetinde dil ve renklerin değişik olması okuyup bilenler için ayetler olduğu ifade edilmektedir. Dünyada ikiyüzün üzerinde devlet ve üçyüzün üzerinde de konuşulan diller bulunmaktadır. Her kavim ve milletin mensup olduğu ırktan olduğunu söylemesi normaldır ve doğrudur. Türkün türküm, kürdün kürdüm ve İngiliz’in İngiliz’im demesi gibi. Türkün İngiliz’im, kürdün de türküm demesi normal değildir ve yanlıştır. Çünkü yalan söylemiş olurlar. Bir türkün ne mutlu türküm diyene veya bir kürdün ne mutlu kürdüm diyene demeleri de yanlıştır. Çünkü burada Türk veya Kürt ırkının diğer ırklardan üstün olduğu imajı verilmektedir. Oysa ırklar yaratılış itibariyle birbirine eşittirler. Üstünlük sebebi, İslami değerler ölçüsünde adalet ve Allah’a yaklaşmaktır. Çünkü Peygamber (s.a.v) buyurur ki: ’’Ey İnsanlar! Dikkat edin. Rabbiniz birdir. Hiç bir Arab’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur ve hiç bir Arap olmayanın da hiç bir araba üstünlüğü yoktur.”(Beyhakı)
Burada Türk olmayanlar için yalan söyletmeye zorlamak da vardır. Oysa yalan söylemek ve söyletmek İslam’da çirkin bir günah ve suç olduğu gibi beşeri hukuklarda da suçtur. Altı yaşından itibaren çocuklara bunu okutmak onları yalan söylemeye alıştırmak anlamına gelir ki İslam’da buna nifak denilmektedir. Çünkü Peygamber (s.a.v) buyurur ki: “Münafığın alameti üçtür: konuştuğunda yalan söylemesi, söz verdiğinde sözünde durmaması ve güvenildiğinde de hıyanet etmesi.” (Buhari, Müslim)
Her sabah “türküm, doğruyum” diye okullarda okutulan yeminde de aynı gerçek dışı ve zorlamalar bulunmaktadır. Çünkü Türk olmayanları bunu söylemeye zorlamak da gerçeğe ve insanlık tabiatına aykırıdır. Aynı zamanda Türk olmayanların karşı atağa geçmeleri için de tahrik vardır. Oysa yönetenlerin; tahrik edici uygulamalar yerine, bütün vatandaşları kucaklayıcı ve birleştirici söz ve hareketleri uygulamaları herkesin yararınadır. Aksi takdirde sıkıntı ve düşmanlıklar meydana gelecektir. Ya bunların tamamıyla kaldırılması veya “türküm” yerine, Müslümanlar için ” Müslüman’ım” denilmesi, daha birleştirici ve insancıl olur. Çünkü burada herhangi bir ırkı tahrik etme unsurları bulunmamaktadır.
Kürt coğrafyasında yüksek tepelerde yazılan bu gibi tahrik edici yazıların, şimdiye kadar nefretten başka bir kâr getirmemiştir. İnşallah Kürt açılımı gerçek olup hayata geçirilerek ırkçılıktan uzak İslam kardeşliğini ön planda tutulur ve bu halk eşit şartlar altında beraberce yaşamaya devam ederler ve aşırı derecede askeri harcamalara ve dağlara atılan bombalara ayrılan paralar, işsizliğe, alt yapıya ve sanayiye harcanır. Bunu yapmak zor değildir. Yeter ki akli selim hakım olsun, yeter ki ırkçı söylem ve uygulamalardan vazgeçilsin. Yeter ki ırkçı Bahçeli ve Baykalcı görüşler çöplüğe atılabilsin.
Federal Almanya on altı eyaletten müteşekkildir. Hiçbir eyalet de ayrılmak istemez. Hindistan, Pakistan ve Cezayir gibi ülkelerde eyalet sistemleri mevcuttur. İsminden de anlaşıldığı gibi ABD elli eyaletten müteşekkildir ve bölünmediler. Belçika’da üç ayrı dil konuşulmaktadır ve her üç bölgede de orada yaşayan ırkın dili geçerlidir ve tek devlet şeklinde varlıklarını sürdürmektedirler. Herkes de halinden memnundur. Çünkü orada ırklar arasında eşitlik vardır. Hiçbir ırkın dil ve kimliği yasak değildir. Onlarda oluyor da bizde neden olmasın? Oysa bizlerin onlara örnek olmamız gerekir. Zira bizim kitabımız hiç değişmeden bize kadar gelmiştir. Onların kitabı ise defalarca değişmiş ve aslını kaybetmiştir. Dolayısıyla da ahirette hesap verme inancımız vardır. Acımada, merhamette ve insan haklarında neden onların gerisinde yürüyoruz? O zaman İslami bakışımızı ve inancımızı sorgulamalıyız. Yanlış nerede ise onu düzeltmeliyiz. Yoksa birkaç rekât namaza güveniyorsak yanılıyoruz.
Anlaşılıyor ki İslam’ı yanlış gözlüklerle okumuşuz. Yanlışı doğru, doğruyu da yanlış okuyoruz. İslam dininin gönderiliş gayesi, ırkçılığı, despotluğu ve zulmü ortadan kaldırmaktır. Bu millet artık “Türküm, doğruyum ve ne mutlu Türküm diyene!” Bölücülüğü çağrıştıran şarkıları duymak istemiyor. Eşit şartlarda yaşamak istiyor. Taraf gazetesinin 7.10.2009 tarihli sayısında İstanbul kurtuluşunun kutlanması dolayısıyla merkezi camilerin kapılarına,” Ne mutlu türküm diyene!.”..yazısının asıldığı yazısını okuyunca da kürt açılımın başörtü meselesine dönüşeceği endişemi güçlendirdi. Çünkü camilerin ırkçı ve tahrik edici sözlerden uzak kalması gerekir. Aynı zamanda camiler Genel Kurmay’a değil, sivil hükümete bağlıdırlar. Geçenlerde Avrupa topluluğundan da bu uygulamayı kınayan bir açıklama yapıldı.
İslam tarihindeki hilfül füdul (faziletler anlaşması) zulme karşı duruşun bariz bir örneğidir. Zira Mekke Şehir halkı köylülere zulüm yapıyorlardı. Birkaç kişi bir araya gelip mazlumları korumak için “faziletler” cemiyetini kurdular. Henüz Peygamber olmayan Hz. Muhammed, bunu duyunca hemen gidip ona üye oldu. Nübüvvetten sonra kendisine konu hatırlatıldığında, ”şimdi de böyle bir cemiyet bulursam yine üye olurum.” Diye zulme karşı irade ve görüşünü ortaya koymuştur.( Nuru’l-Yakın: s.11.Arapça baskısı.) Allah yar ve yardımcımız olsun!
Next