Harbiden,  bu gün  az biraz ajitatif bir yazı döşenmek istiyorum.
                           Adetim değil aslında, ama kafam hoş!
                           Kafamız hoş deyince hemen yanlış anlamayın. Sofuluktan değil ama yakından tanıyanlar bilir içki miçkiyle aram hiç yok. Fakat şu son iki günden aldığım keyif ne yalan söyleyeyim, wallahi kafamı bir hoş etti. BDP’nin adayları belli oldu ya, Kürtler neredeyse zil takıp oynayacaklar. Bir heves bir moral, demeyin gitsin.  sizin oralarda nasıl bilemem ama buralarda böyle.                   
                     AKP patentli “Kürt açılım”ı bir türlü  maya tutmuyordu ya, bu yüzden görülmemiş bir kitlesellikle her  Kürt direngenliğiyle karşılaştığında krize tutulmuşçasına , “Kim demiş Kürtleri temsil ediyorlar; oradan ben yetmiş beş millet vekili getirdim, bu meseledeki muhatap benim!” diye köpürüyordu her seferinde.. Böylece, bir yasama dönemi boyunca Kürtlerin önemli bir kesimini, Türkiye’yi ve dünyayı bu şekil bir avutmayla kandırdı Başbakan. Kim bilir, belki de  önce kendisi bu yalana inandı,  sonra da başkalarını inandırmaya..
                         Ama güneş balçıkla sıvanamayacaktı.
                         Açıktan ve hiçbir zaman göğsünü gere gere “Ben Kürdüm!” demeyecek, diyemeyecek olan koca bir iktidarın o yetmiş beş Kürt (!) vekiline karşılık sanki çelik/çekirdek görüntüsüyle yirmi kişilik BDP Grubu hem parlamentoda ve hem de Kürdistan sokaklarında halkının en ön saflarındaki duruşlarıyla tüm dünyaya “Biz buradayız,  Kürtleri kim temsil ediyor, gelin, bakın ve görün işte!..” diyeceklerdi.
                   Akıl almaz bir emek ürünü olarak kitleselleşecek Kürt ulusal mücadelesi karşısında şaşıracaklardı;  Tayip Erdoğan iki ay sonraki seçimlerde  Kürtlükleriyle o çok  övündüğü  yetmiş beş millet vekili arkadaşına tırpanı atacaktı. Peki, suçları neydi, üç-beşinden başka öyle tanınan da yoktu aralarında, oysa ki.
                   Darb-ı meseldir ama yine de terbiyemiz izin vermediği için “Caminin duvarı”nı değil de, AKP’nin Kürt illerindeki listeler için, “çobanın ekmeğine saldıran keçi”  ya da “Bindiği dalı kesme”ye dair fıkralarını anımsatmakla yetinelim. Çünkü olup bitene baktığımızda BDP’ye meydanın terk edilmesi gibi bir şey.
                   AKP diğer bölgelerde milletvekillerinin % 50’sini değiştirirken, Kürt illerindekilerin % 90’nı biçmiştir. Öyle diyor analistler.
               BDP karşısında şimdiden havlu atmış gibi.
               Şaşırtıcı.
               İyi,  hoş, güzel,  canımıza minnet.
               De.. Neden yaptı bunu Tayyip bey?
               Acaba,  dillendirilmeyen ve fakat ciddi bir sebep olarak düşünülen BDP’li vekillerin gösterdikleri performans karşısında Başbakanın kapıldığı “haset” sonucu adamlarını cezalandırması mıdır; diyesiymiş ki onlara, “Bakın BDP’li vekiller dört yıl boyunca halkının arasından çıkmadılar. Ya siz.”
               Yoksa;
               Milliyetçi/muhafazakar oylar hatırına kurban mı edildiler?
               Ya da;
               “Usta”laşmadan kasıt “devletleşme”mi, bundan da AKP’nin Kürt hadisesini “şiddet”in dışında, meseleyi örneğin, önceden makul bir kabul gibi görülen partisinin bölge vekilleri üzerinden “diyaloğ” vb. yol yordam ile çözümlemeyi artık devre dışı bırakacağının dışavurumu mudur bu son liste operasyonu; barış falan yok, “ille de bitirmek” mi aklından geçen Başbakanın..
               İyi, o öyle düşünedursun.
               Ama bir kez baltayı vurdu ayağına. Derler ya,  Allah şaşırtmasındı, ancak AKP şaşırmıştı bir kere.
               Yemin billah, kafası körkandil birisi gibi keyifleniyorum ve illa ki bunu sizinle de paylaşacağım.
              Bakın mesela, bir- iki misal.
              İlki Amed’ten: Partilerince hudut ve muhtevası belirlenmiş münazaralarda kimi zaman “Kürdî” jargonlar kullanarak en azından sokaktaki halkın selamına mazhar olan Abdurrahman Kurt  ile Kudbettin Arzu ve  Sason’un Xiya mıntıkasından bir köylü çocuğu olan İhsan Aslan. Çizik!
             İkincisi Batman, Kozluk’tan: Ünlü ve muhterem bir merhum olan Mele Sebri’nin oğlu, ılımlı bir Kürt/İslam tandanslı kişilik Ahmet İnal. Aynen!
             Adana’dan (Adıyaman’lı) M. Mir Dengir Fırat; Bir zamanlar Başbakan’ın Kürt meselesindeki baş danışmanı. Meseledeki muhatabıyla birinci elden bir köprü olarak düşündüğü parti kurucusu arkadaşı. Çizik!
            Bir de İ. Tatlıses hadisesi..        
            Ya İ.Tatlısese yapılan. Neydi o hastahanedeki muhabbet öyle. Korkuyordum, ne yalan söyleyeyim, Urfa’dan listeye konulsaydı, “İki İbrahimimiz”in de işi zora girerdi.  
               Yani özetle,  çok kişinin kafasına yerleştirilen “yetmiş beş Kürt milletvekili” efsanesi tarihin çöplüğündedir artık. Bunlara mukabil  sırf devşirme ve çanak yalayıcılığına “simge” olsun diye  her platformda Kürt ulusal hareketine hakaret eden M.Metiner gibi bir-iki  kimi siyaset sülükleri ortalığa sürülmüştür.
            Ne gam!. Kıymet-i harbiyesi yok!
           
           Şu bir hakikat ki ama, Kürt özgürlük mücadelesi gerçekten Tayip Erdoğan’ı şaşırtmıştır; göreceksiniz, Türkiye genelinde iktidar olur, şu olur, bu olur, ama 13 Haziran günü AKP Kürt illerinde BDP  karşısında abandonedir!.       
           Bu halk,  kirli bir ikbal uğruna keklik misali,  soyuna ihanet eden ve şimdiki torunlarının sırtına utanç yükünü bırakarak öbür dünyaya göçmüş ne Cemal Gürselleri, ne Ferit Melen’leri, ne Kınyas Kartal’ları, ne Kamuran İnan’ları, ne  A.Rıza Septioğulları gibi nice, nicelerini gördü.
        Memet Metiner ne ki?
        Bakan olduğu ilde önce belediyeyi kaptırdı, sonra boykotta kroşeyi yedi. İki yerine Van’da bu kez dört adayı gösterince BDP, üçüncü utancı yaşamamak için çareyi G.Antep’e kaçmakta buldu. Hüseyin Çelik’ten söz ediyorum tabii..
        BDP ise atağını sürdürüyor: 12 Haziranda alacağı önlenilmez galibiyetle son iki yıl içerisinde AKP’ye karşı 3-0 önde olacaktır, bunu biliyor muydunuz: Mahalli seçimlerde önce iktidarın elindeki iki ili (Van ve Siirt) de  alarak belediye sayısını % 100 artırdı, ardından  referandumda da iktidara meydan okuyarak dünyada bir eşi daha olmayan ve  uygulanması zor bir boykot kararıyla varlık mücadelesindeki Kürt halkına bir önemli bir eşiği daha atlattı.. Şimdi ise akıllı bir taktik ve müthiş bir özgüvenle  bütün partilerden bir gün önce alana inerek neredeyse Türkiye’deki tüm analistleri hayran bırakan aday listesini açıkladı. Kürt ulusal birliğini gözeterek ve Türkiye mozayiğine vurgulu, kimi bölgelerde  tüm siyasi çevreleri şaşırtan gözü pek bir politikayla aday sayısını iki misli artırarak bağlı olduğu halkının örgütsel disiplin, irade ve inancına duyduğu tereddütsüz güveni dosta ve düşmana  bir kez daha gösterdi.
         Evet, Kürtler şaşırtmaya devam ediyor..
          İki ay sonra Türkiye meclisinde “fiili” bir “ana muhalefet” grubuyla BDP dünyaya bir kez daha parmak ısırtacak yeni bir yürüyüşü  başlatacaklarından emin olabilirsiniz!
          Kürtler talih atının sırtında ve rüzgar arkalarındadır artık..
         Haydi BDP! diyoruz.
         Haydi, koçum benim!