Siyasi bir labirentin içinden geçmekteyiz. Bu durumu başka türlü tarif etmenin imkanı bulunmamaktadır. Neden labirent demek istediğimizi açımlamamız gerekmektedir.
Bir yandan merkezin sağında yer alan muhafazakar AKP Ergenekoncu olarak tanımladığı yapıyla mücadeleyi demokrasi adıyla yürütüyor diğer yandan merkezin solunda yer alan CHP ergenekonu sahiplenerek ülkeyi demokratik zeminde tutmaya çalıştığını iddia ediyor.
Yani anlayacağınız sağcılar solcu, solcular sağcılığa soyunmuş bir ülkede demokrasinin nasıl geleceğini hesaplamak zorunda kalıyoruz. İşte labirent olarak tanımlamak istediğimiz şey bu iki kör düğümün ortaya çıkardığı manzaradan ibaret.
Aslında bizi temelden ilgilendiren mesele ne solun sağcılığı ne de sağın solculuğudur. Bizi ilgilendiren mesele otuz yılı aşkındır sürmekte olan iç çatışmanın nasıl sona ereceğidir. Çünkü; bize göre bu çatışmalar bitmediği sürece bu ülkeye de bu ülkede yaşayan insanlara da huzur gelmeyecektir.
Neden çözüm konusunda bu kadar beklenti sahibi olduğumuzu merak edenlere söyleyelim; çünkü bizim yaşamımızın en güzel yılları hep acı çekerek geçti, bizim dönemin insanları eğer yaşamda kalmayı başarmışsalar yaşıtlarına göre on onbeş yıl daha yaşlıdırlar. İster buna yıpranma payı deyin isterseniz korku payı. İşte bu pay içerisinde geçen zaman dilimlerinden hiç birisinde barışa bu kadar yakın olmamıştık ve çok iyi bilmekteyiz ki bu treni kaçırırsak yeniden gelişini beklemek çok acı faturalardan sonra olacaktır.
Tecrübe sahibi olmak demek aynı olayı ikinci kez yaşamayı engellemeyi gerektirir. Biz acı çekme konusunda da risk görme açısından da tecrübe sahibi olduk. Ve bu durum artık zamanı geldiğinde susmanın ihanet demek olduğunu çok iyi anlatmaktadır. Bugün sahip olduğu fırsatı değerlendiremeyecek olanların bu ülkenin insanlarına ne kadar kötülük yaptıklarını anlamaları çok uzun sürmez. Bu nedenle diyoruz ki kimin elinden ne geliyorsa oturup elini taşın altına koyarak gereğini yerine getirmelidir. İnatla ülke sorunlarının çözümlenmediği hepimizin malumudur. Siyasi rant nedeniyle ülke sorunlarını ikinci plana itenlerin bu ülkenin geleceğini nasıl kararttıklarını bilmeyen yok. Kurşun atanın da yiyenin de kahramanlaştırıldığı siyasal dönemlerden geldik.
Ne oldu?
Sorunlar çözümlendi mi?
O günlerin kahramanları (!) bugünlerde vicdan azabından kurtulmak için öldürdükleri insanların yakınlarından özür dilemenin metotlarını aramıyorlar mı?
Ya da o günlerin ölüm emrini verenler şimdi yargıçlar karşısında iki de bir hafıza kaybına uğramıyorlar mı? Başlarına kurşun sıkanları ya da anlaşılmadık şekilde intihar edenleri saymaya gerek var mı?
İşte tecrübe dediğimiz bir daha yaşanmasın dediğimiz durumlar bunlar. İnsanlar ne ölerek bedel ödesin ne öldürerek vicdan azabıyla yaşamlarına son versin. İşin başında olanlar siyasal sorumluluk sahibi olanlar bir araya gelsin ve sorunları çözsünler istiyoruz.
Bu istekleri sürekli tekrarlayarak çok oluyoruz belki de ama bu çok olmamız egolarımızı tatmin etme amacı taşımamaktadır. Bu çok olmamız bu topraklarda yaşayan insanlar rahat etsinler diye içimizden gelen feryattan kaynaklanmaktadır.
Siz kendinizi nasıl görüyorsanız o’sunuz. Zulüm etmek istiyorsanız zalim, Demokrasi istiyorsanız demokratsınız.
Next