“Ben dememişmiydim” diye başlayarak izninizle bu gün az biraz öğünmenin keyfini çıkartmak istiyorum. Çok görmeyin ve yaşını başını almış  olan biri için “ukelalık” diye  de almayın lütfen.
            Siyaseten hep yenilgiyi tatmış ve böylece hep  acıtan iklimlerde yaşamış “Altmışsekiz” kuşağından biri,  bu güne kadar görememiş  ve susadığı bir “siyasi yengi”  ömrünün bu kertesinde ancak (dün akşam beri) ve bu kadarıyla da olsa görüyor  ve ne duyumsuyorsa..
            Ben oyum işte.
            Orta halli, Kozluk gibi bir ilçede  birlikte bir aydır, durup dinlenmeden ev ev, mahalle mahalle, köy köy dolaştıktan sonra zafer çeşmesinden kana kana içen biri ne hissediyorsa..
            Kabul edin ki bu ruh hali, tam da böyle birini ve tam da şu sıra,  bu şekil demokratik bir kavganın neferi olmuş yüz binlerden biri olan benim gibi birini anlatıyor.
            DDKO günlerinden, Kürde dair meseleleri  ancak öğrenci derneklerinin  kuytu köşelerinden fısıldaşabilme zamanlarından bu günlere.
            Nerden nereye..
            Yaşayan bilir ancak.
            Ah siz diasporadaki kardeşlerim, içinizdekileri okur gibiyim; “Şimdilerde Kürdistan’da olmak varmış!..” dediğinizi.
           Haksız da sayılmazsınız hani.
            Tufan, her bir yan bir şenlik tufanı.
            Taziye,  serhıldan ve şahî.
            Aylardır iç içe yaşıyoruz bunları,  buralarda.
           Farklı bir Kürt oluşmuş birkaç yıl içerisinde. Şehit cenazelerini “zılgıt”lar eşliğinde uğurlayan bir halk!. Mezardan başını çıkarıp bu halimizi görecek olan dedelerimizin ne düşündüklerini çok merak ediyorum doğrusu.
            Adam da çıkmış “balkon”a name okuyor.
            Her türlü melanetine rağmen Kürdistan’da usul usul altındaki halının çekilmekte olduğunu unutmuş bir pişkinlikle, vaziyeti görmekten kaçınıp tek kelam etmekten kaçınaraktan.
            BDP’nin “Blok” listesinin açıklandığı günün akşamı yine bu köşeye bir yazı yazmıştım, “BDP, Koçum Benim!” diye.
            Övgümü fazlasıyla hak ettiğini biliyordum çünkü partinin.
            Kimi eksiklerine rağmen fazla olan doğruları coşturmuştu beni.
            “Küçük Dev Adam”dan başlayayım isterseniz.
            Yerleşik gelenek gereğince, “Partinin genel başkanıyım, Amed’in ilk sırası” demeyip, Kürdistan’in yükselen yıldızı “Cölemerg”i düşünmesi heyecanın ilk tetikleyicisidi zaten.
            İkincisi, genç yaşından umulmayan bir performansla defalarca çıktığı toplu basın kaşısındaki tıklamayan duruşu, hazırcevaplılığın yanındaki ciddiyeti  ve  konulara derinlikli yanıtlarıyla yurtseverleri tek bir an bile mahçup etmedi, onların gönlünde taht kurdu, koçum benim!
            Partinin stratejisi baştan beri iyi kurgulanmıştı:
            İlki, bu güne kadar bir türlü gerçekleşmeyen “Kürtlerin birliği”ydi.            Kapsama ve etkinlik alanı tartışılmayan Özgürlük mücadelesinin izlediği politikayla,  artık kendisine duyduğu “özgüven” neticesinde, diğer legal Kürt örgütlerin sahip oldukları “sayısal” desteklerini bir an bile tartışmaktan uzak tutarak,  salt Kürt halkının “birlik” taleplerine yanıt olsun diye ve diğer yandan, bunun sonucu oluşacak psikolojik rahatlama ve   sinerji düşünülerek bunun gerçekleştirilmiş olmasıdır. Kürt halkının mücadelesindeki tutarlı ve kararlı  bir siyaset efendisi olan Ş.ELÇİ uzun yıllar sonra yeniden mecliste, sevindirici. Tam da bu cümleden olarak, olumsuzluğun sebebi ne olursa olsun, bu seçilmişlerin arasında “keşke Bayram Bozyel arkadaşta olsaydı” demekten kendimi alamıyorum, evet keşke o da olsaydı. Neyse ve çok şükür ki, bu konuda oluşan burukluk, HAK-PAR’ın Blok’a verdiği desteğin kamuoyuna deklere edilmesiyle giderilmiş oldu. Büyük Amed mitinginde diğer Kürt liderlerin yanında sahne alması ve hele hele Kürt Konferansına ilişkin Güney’e yapılan gezide sayın BOZYEL’in oluşu yurtsever Kürtler arasında büyük bir rahatlama sağladı.
            BDP Batı Anadolu’dan çok Türk devrimci ve sosyalistlerine büyük bir hakşinaslık gösterisinde bulunarak uzun zamandır yoldaşlık bağlamında yol arkadaşlığından ayrılmamış olan Deniz Gezmiş’lerin ardıllarından L.TÜZEL’i kendi örgütünden bir adayını geri çekmekle parlamenterliğini garanti altına almış olması devrimci dostluk adına BDP’ye yüksek bir artı puandır.
            Keza, bir yönüyle Çayan’ların ardılı olan Öcalan’ın, onların anısına yıllar sonra  bir Kızıldere savaşçısını Mersin’den meclise taşımış olması Türk sosyalistleri tarafından unutulacağını sanmıyorum.
            Mezopotamya coğrafyasının çoğulcu inanç, tarih ve kültürüne çok somut bir vurgu ile diğer partili iki adayını riske ederek  Erol DORA’yı göstermesi de özellikle diasporadaki  “Süryani” kitlemizde büyük bir sevinç yarattığından hiçbir kuşkum yok.
            Aynı şekil, ikisinin de sahip oldukları davudi sesleri bir yana, kararlı tutumuyla Kürt/İslam  kırması Altan TAN ve derin devrimci kültürünün ötesinde babacan ve sasyalist S.Süreyya’nın önümüzdeki dönemde Meclisin en “renkli” kişileri olacaklarını söyleyebiliriz.
            BDP’nin doğruları bunlarla sınırlı değil kuşkusuz. O bir tarih yazdı, siyasi bir rekora da imza attı aynı zamanda: Mücadele verdiği devletin hukukla açıklanmaz tutumuna  karşı demokratik bir  inatla direnerek, KCK denilen uyduruk bir dava sonucu (ceplerinde bir çakı dahi yakalanmayacak kadar şiddetten uzak) zindana atılan altı Kürt siyasetçisini devletin elinden çekip almıştır. Üstelik bunu akıl almaz taktik ve bir emekle ve yüz binlerce insanını seferber ederek gerçekleştirmiştir. Siyasi tarihe meraklı olanlar açıp baksınlar dünyada bunun bir örneği daha var mıdır?  Çok şükür ki Kürtler’den esin ve cesaret alıp Türkler  de bu yola başvuruyorlar artık, olsun.
            Listelerin açıklanmasıyla nedense içime düşen bir korkuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Ferhat Tunç sevgili bir arkadaşım. Dersime varmasıyla aradım kendisini, “Daha önce yenilginin acısını tatmışsın gözüm, ne olur çok çalış, dağın başında bir tek oy için bile olsa mutlaka git, sakın ola ki rehavete kapılma..” dedim. Bir iki kez de bu yolda mesaj attım. Ne bileyim baştan içime bir ürkü düşmüştü, kahretsin!  Onun kaybettiğine, Dersim’i alamayışımıza.. Çok üzüldüm, çok üzgünüm.
            BDP,  içinde yaşadığı insanı ve ayağını bastığı toprağı iyi bellediğini de gösterdi bu seçimde: Halkına olan güven sonucunda kimi yerlerde daha önce gösterdiğinin iki misliyle bu kez aday listesiyle çıktı.  Kimi yerlerde de AKP’ye, “hadi buradan, sana artık zırnık yok!” dercesine bir gözü karalık ve cesaret örneğini göstererek ne  partililerine, ne de  Türkiye kamuoyuna karşı mahçup oldu.
            Gelê min, tu roniya çavê min î.
            Iğdır’ın alınmasıyla bir önceki seçimde sınırımızı (!) Ermenistan’a dayandırmıştı,  Rusya’ya dayanmasıyla ne düşünüyor şimdi, dilerim yaşam boyu uykusuz kalır, fetbaz adam!
            Türkiye genelinde bilmem şu kadar oy almış. Zırnık kadar umurumdaysa!..
            Sen gel Kürdistan’a bak asıl.
            Salkım salkım dökülüyorsun, ne haber!
            Kurban olduğum güzel memleketim, her geçen gün ve saat daha çok “benim” olduğuma inanıyorum.
            Seni seviyorum, iki gözüm BDP!
            Binlerce kez sana aferin!
            Sana  kurban olayım Kürdistan!