Son siyasal süreç Kürt sorununda önemli bir değişikliğe yol açacak bir doğuma hazırlanıyor. Bizi uzun yıllar sürecek olan bir kargaşa ortamı veya barış sürecine taşıyacak yolun ayırımındayız. Bu ayırımda karar verici merkez ise hükümet ve devlet kanadıdır.
Yapılan çağrılar sonucunda kendi cephesinde ateşkes kararı alan KCK tarafının barışa katkı sunma anlamında beklentilere cevap verdiğini artık herkes kabul ediyor. Bu kararın bölgede faaliyet gösteren STK’ların neredeyse tamamına yakın bölümünün ortak istemiyle gerçekleştiğini de belirtmek gerekmektedir. Bu çağrı sonunda talebe olumlu yanıt verdiği halde dikkate alınmayan bir görüntünün ortaya çıkması durumunda bölgedeki STK’ların bundan sonraki süreçte artık talepte bulunmak gibi bir girişime imza atması beklenemez. Böyle bir talebin tekrarı durumda dikkate alınması da çok zorlaşır.
Ramazan ayında başlayıp günümüze kadar süren tek taraflı ateşkes sürecinde operasyonların durmaması ve verilen kayıplar da dikkate alındığında sürecin hassasiyeti ortaya çıkmaktadır.
Sürecin bir diğer karar aşaması ise Demokratik özerklik ilanı hazırlıklarıdır. KCD toplantılarında da alınan kararlar göstermektedir ki çözüme yönelik bir gelişmenin olmaması ve diyalog ortamının sağlanamaması durumunda bölgede Demokratik özerklik ilanı yapılacak. Ortaya çıkacak olan fiili durumun yaratacağı sıkıntılar bir yana toplumsal düzenin sağlanması için konan kuralların çelişkisi toplumda derin ayırımların oluşmasına neden olacağı da muhakkak.
İşte böylesi hassas bir süreçten geçmekteyiz. Hükümetin, Siyasal partilerin, devlet kurumlarının gelinen sürecin hassasiyetini iyi okuması gerekmektedir. Atılacak bir adım bizi toplumsal düzen ve refaha çıkarabilecek öneme sahiptir. Atılmayan veya atılmasına cesaret edilemeyen bir adım bizi yıllar sürecek bir kaos ortamının içine çekecek.
Barışın bu ülkede artık tesis edilmesi için cesaretli adımların atılması lazım. Ülke koşulları toplumsal bir uzlaşı için gerekli olan kıvama gelmiş bulunmaktadır. Son süreç de bunu göstermektedir. Barışın savaşmaktan daha zor bir süreç olduğunun elbette farkındayız. Ancak kabul etmemiz gerekir ki kazananı ve kaybedeni belli olmayan savaşların bile sonu barışla noktalanmak zorunda. Bu ülkede kan gövdeyi götürse bile kesin bir zaferden söz etmek mümkün olmayacaktır. Bundan sonra yanlış atılacak her adım sadece acılarımızın çoğalmasına neden olacaktır. Ölen her can, kaybedilen her mal, boşa geçecek olan her süreç bizlere kaybettirecektir. Ve en tehlikeli olanı ise savaşın sürmesi durumunda biz kavramı yerini yavaş yavaş siz-biz kavramlarına bırakacaktır.
Biz niye böyle olduk yerine siz niye böyle yaptınız konumlarına düşeceğiz. Sen-ben kavgası biz kavramını yok edecek.
İşte sözün bittiği yer dememek için sözü tekrar harekete geçirmek gerekir diyoruz. Çünkü bizler çok iyi biliyoruz ki sözün bitti yerden hayırlı bir sonuç almak mümkün olmayacak. Söz bittiğinde silahlar konuşacak. Silahlar konuştuğunda kan akacak. Kan aktığında yürekler parçalanacak. Yürekler parçalandığında insanların bir arada bulunması zorlaşacak. İnsanların bir araya gelemediği bir ülke bir arada tutulamayacak.
Bunun olmaması için cesaretli olmak zorundayız. Barış demek zorundayız. Diyalog demek zorundayız. Siyasal kaygılar yüzünden toplumun yok olmasına yol açacak korkaklığa esir olmamak zorundayız.
Bunu sağlayacak olanlar ise bundan sonra siyasal mekanizmanın başında bulunan hükümettir. Kürtleri temsilen BDP’dir. Ülkeyi temsilen meclistir. Bu sorununun çözümü için gerekli olan cesaret ve adım artık atılmalıdır, atılmazsa muhatapların hiçbirisi bu vebalin altından kalkamayacaktır.
Next