O, İnsan Hakları ve demokrasi mücadelesine verdiği emekle, sessizliği ve mütevazılıği ile gönüllerimizi fetheden bir dostumuzdu. Bu nedenle onu hep destekledik. Bazen yanında yer aldığımız için taraf olmakla suçlanmış olsak da bundan hiç gocunmadık. Nasıl bir insanla dost olduğumuzu çok iyi biliyorduk. Yaşamının en verimli dönemlerini insanlar için fedakârlık yaparak geçirdi. Yaşamını dahi yardım etmek isteğinden dolayı kaybetti.
Aramızdan ayrılışından bir hafta önce konuğu olmuş ve görüşlerine başvurmuştuk. Son röportajında bizlere aktardıklarını sizlerle paylaşıyorum;
Sayın Özevin 1990 tarihinden beri Batmanda yaşamaktasınız. Uzun yılar İnsan Hakları Derneği Batman şubesi başkanlığı yaptınız yine Batman barosu başkanlığı görevini yürüttünüz. Bize o dönemi anlatır mısınız?
İnsan Hakları Derneği kurulduğunda kurucu üye idim. Yapılan ilk kongrede de şube başkanlığına seçildim 1991 senesiydi. 1997 senesine kadar da şube Başkanlığı görevini sürdürdüm.
Görev yaptığınız dönemle ilgili olarak neler anlatabilirsiniz?
 O dönem en zor koşulların yaşandığı dönemdi. Faili meçhul cinayetler, çatışmalar, kayıplar, işkence, köy boşaltmalar, korucu saldırıları. Kısacası ne arasanız vardı. Bizim o dönemde yaptıklarımız iki iş vardı. Birincisi bize gelen başvuruları değerlendirerek kamuoyu yaratmak amacı ile basın açıklamaları yapıyorduk. İkinci olarak da savcılığa suç duyurusunda bulunuyorduk.
Polis memuru Ahmet Işılakça vurulduğunda polis şüphelileri yakalayıp İpragaz polis karakoluna götürüyor. Burada ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldıklarına dair tutanak tutuluyor ama gözaltına alınanlar ortada yok. Aile bize gelip başvuruda bulundu ve ben de basın açıklaması yaptım. Şüpheliler başka yerde sorgulanıp, tutuklanıyorlar. Bu basın açıklamasından sonra Fikri Koca tarafından emniyet Müdürlüğüne çağrıldım. Tek başıma gitmek istemediğimden dolayı Av. Zeki ekmenle birlikte gittik. İçeri girdiğimizde Seni tek başına bekliyordum dedi. Oturduk. Basın açıklamasında Kontrgerilla dediğimi söyledi onları ortaya çıkarmamı istedi. Bende olayı anlattım. Serbest bırakıldığına dair tutanak tutulan adamların gözaltında çıktığını söyledim. “Bu bir sorgu taktiğidir” dedi.
Hak aramanın önündeki engeller nedeniyle bir olay aktarayım. İsmini hatırlamıyorum ama Sason’un bir köyüne baskın yapılıyor. Köyden bir ailenin çocuğu alınıyor. Derneğe annesi gelmişti. Resmiyette gözaltına alındığına dair bir belge yok. Anne oğlunun gözaltında öldürüldüğü duyumunu aldık. Dava açar mısınız önerimize, “ diğer çocuklarımın can güvenlikleri var mı” diye sordu? Hak aramanın bile risk taşıdığı bir dönemdi. İnsanlar haklarını bile arayamıyordu.
Yine 1992 veya 1993 yılındaydı. Dargeçit’te meydana gelen bir olay vardı. 14-15 yaşlarındaki bir çocuğu ağabeyi gerilladır diye gözaltına alıp bilgi almaya çalışıyorlar. Bilgi alsınlar diye çocuğu köz’ün üzerine yatırıyorlar. Sonra da ölmüş diye bir kenara atıyorlar. Çocuk bir şekilde kurtuluyor ve sürünerek yardım buluyor. Batman Devlet hastanesine getirip yatırıyorlar. Durum bize intikal edince raporu tutup Uluslararası af örgütüne bildirdik. O çocuğun fotoğrafları billboardlara asıldı.
Hiç tehdit aldınız mı?
Evet. 1997 yılındaydı sanırım. Posta kutumuza mektup bırakmışlardı. Kırsalda öldürülmüş ve cesetleri parçalanmış PKK’lilere ait fotoğrafların fotokopilerini bırakmışlardı. Altına da “Sonunuz böyle olacak” şeklinde yazı yazmışlardı.”