Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar için geçerli olan bir yaşam felsefesi vardır. O da yaşam konusunda tercihlerini kendilerinden yana kullanmalarıdır. Bu istisnai durum anneler için geçerli değil sadece. Çünkü anneler yaşamı tehlikede olan evlatları için hiç düşünmeden kendilerini feda edecek adımı atarlar.
Yeryüzünde hiçbir anne, yaşamını tehlikeye atacağını bile bile kendi evladını yönlendirmez. İnandığı değer ne olursa olsun eğer acılarla yoğrulmamışsa anneler evlatlarını kurban etmezler.
Sayın başbakan Van’da yapmış olduğu mitingde annelere çağrıda bulunarak evlatlarını geri dönmeleri için ikna etmelerini istedi. Çocuklarınızın dağa çıkmasını engelleyin dedi.
Bu talepte bulunan bir başbakanın o çocukları dağa çıkaran gerekçeleri hal etmiş veya sorunu genel boyutları ile çözümlemiş olmasını beklersiniz. Aksi durumda böylesi bir çağrının yerini bulması imkânsızla iştigal etmektir. Zaten bu çağrıdan sonra çocuklarının dağda kaldığında öleceklerini bildikleri halde çağrıda bulunan tek bir annenin bulunmayışı yadırganmamaktadır.
Çocukların ya da dağdakilerin eve dönmeleri için dönüş koşullarının oluşturulması gerekir. Geldiklerinde düğün dernek oluyorsa bir sorun! cenaze töreni düzenleniyorsa başka bir sorun çıkıyorsa onları o dağlardan kim nasıl indirecek ki?
Sayın başbakan Kürtler ayrı PKK ayrı değerlendirilmeli diyor peki dağdakileri hangi isimle çağırmak gerekir. Onları Kürt olarak mı yoksa PKK olarak mı değerlendirmek gerekir. Geldiklerinde Kürt olarak mı karşılanacaklar yoksa başka bir şekilde mi değerlendirilecekler?
Sayın başbakan Kürt sorununda muhataplık sorununu aşma konusunda sıkıntılar yaşamaktadır. Acı gelse de gerçekleri kabul etmeye bir türlü yanaşmak istememektedir ki bu da süreci tıkayan bir anlayıştır. Aynı dine inan kardeşler gerçeğini vurgularken bile camiler yerine insanların alanlarda neden Cuma namazı kılmaya yöneldiklerini anlamak istemiyor.
Anaların çocuklarını dağdan indirmesini bekliyor ancak o çocukların dağdan indirilmesi için onların dağa çıkmasına neden olan sorunların çözümlenmesi gerektiğini ve bu görevin de anaların değil iktidarın görevi olduğunu unutuyor gibi görünüyor. Dağın yolunu gözleyeceğinize üniversitenin yolunu gözlemeyi öneriyor ama Şerzan kurt’ların üniversite yolunda öldürüldüklerini göremiyor.
Sayın Başbakanın analara çocuklarınıza dönün çağrı yapın telkininde bulunduğu ülkemizde dağdakileri bırakın şehirlerdekilerin durumundan bahsetmek gerekmez mi? Taş atanların bile yıllarca hapis cezası aldıkları bir dönemde silah tutarlar nasıl dönsünler?
Yasal değişiklik yaptık, çocukları tutuklamıyoruz denilen tarihten bu yana ülkemizde çocukların hali nicedir dendiğinde İHD’nin raporlarına bakmak yeterli olacak sanırız.
Son iki yılda gözaltına alınıp tutuklanan çocukların sayısını kamuoyuna açıklamayan başbakana raporu biz hatırlatalım.
2010 Yılı:
-Gözaltına alınan çocuk: 286
-Tutuklanan çocuk: 95
2011 Yılı (İlk 4 ay):
-Gözaltına alınan çocuk: 352
-Tutuklanan çocuk: 116
Toplam: Gözaltı: 638, Tutuklama: 211
TMK’da yapılan değişiklik sonrası 9 ayda: 424 gözaltı, 129 tutuklama
Bu tabloya bakan anne siz olsanız çocuğunuza neyi önerirsiniz?
Bütün bunlara rağmen Sayın başbakan BDP dışında bölgeden en fazla oyu olan partinin lideri olarak kendini başka partilerle kıyaslama hakkına sahip midir?
Ben Kürtlerin temsilcisiyim diyen bir başbakanın artık vicdan muhasebesi yapması gerekmez mi?
AKP kendini sistemin diğer partileri ile kıyaslama hakkına sahip değildir. Bu bölgeden aldığı oylardan da görülmüyor mu? Sayın başbakan anneleri çağrıya yönelteceğine koşullara düzelterek aynı çağrıyı kendisi yapmalıdır.
Dağdakilere evinize dönün demeli ve bu dönüşün şekli ölüm ve intikam nidaları yerine davul zurnalı sesleri ile olmalıdır.