Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,
yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe
durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
"Ne mutlu Türküm diyene!"
MAZLUMDER Diyarbakır Şubesi Başkanı Av. Abdurrahim AY, öğrenci andı ile ilgili açılan davanın Danıştayca reddi üzerine 02.04.2011 tarihinde dernek binasında basın açıklaması yaptı.
Açıklama metni şöyle;”17 Temmuz 2009 tarihinde başlattığımız “Andımız Kaldırılsın” kampanyası 3. yılına girmek üzeredir. Ucu açık olarak başlattığımız bu kampanyanın başlangıcından bu yana derneğimiz kampanya ile ilgili çeşitli etkinlikler düzenlemiştir. Bu etkinlikler içerisinde basın açıklamaları, kampanyanın duyurulması için kentin dört bir yanındaki billboardlara kampanya afişlerinin asılması, imza kampanyaları ve özellikle “Andımız”ın kaldırılması için İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yaptığımız başvuruların reddi üzerine Danıştay nezdinde açtığımız iptal davası da bulunmaktadır. İlgili yönetmelik maddesinin iptali için açmış olduğumuz davanın 18 Şubat 2011 tarihinde reddedildiğini 01 Nisan 2011(dün) günü itibariyle Danıştay’ın resmi web sitesinden tüm Türkiye ile birlikte biz de öğrendik.
BDP Eşbaşkanı Selahattin DEMİRTAŞ’ın önceki gün Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne “kızının öğrenci andını okumaktan muaf tutulması” talebini içeren dilekçesini verip tüm illerde benzer etkinlikler ile “Andımız”ın kendi çocuklarına okutturulmaması için çalışacaklarını ifade etmesinden hemen sonra Danıştay’ın web sitesinde açtığımız davanın REDDDİNE ilişkin kararın yayınlanmasının zamanı ve biçimi dikkat çekicidir. Açtığımız dava üzerinden siyasete ve özellikle BDP’ye cevap verme niteliğindeki bu tavır kabul edilemezdir. Danıştay’ın bu tavrı ideolojik ve tek tipçi devlet anlayışını koruma çabasından başka bir şey değildir. Yargının hak ve adaleti tesis etme yerine devletin statükocu anlayışını koruma endişesi ile verdiği bu karar hukuki olmaktan uzaktır. İlköğretim okullarında her gün okutturulan “Türküm” ile başlayan ve “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” ile devam eden ve son olarak “Ne mutlu Türküm diyene” ifadeleri ile biten “Öğrenci Andı” Türk ırkını esas alan, Türkiye’deki diğer etnik kimlikleri ve farklılıkları yok sayan, asimilasyona yol açabilecek ifadelerdir. Bu andın küçücük çocuklara zorla okutturulması insan hak ve onuruna aykırı olup ideolojik devlet algısını dayatmaktadır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’ni mozaik yapısına da uymamaktadır.
MAZLUMDER olarak, “Öğrenci Andı” kaldırılıncaya kadar çeşitli etkinliklerle kampanyamızı devam ettireceğiz. Kampanya kapsamında açmış olduğumuz davaları, iç hukuk yollarının tükenmesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacağımızı bir kez daha belirtmek istiyoruz. Verilen kararı, Türkiye’nin çoğulcu yapısını görmezden gelen ve tertipleştirici bakış açısını yansıtan bir karar olarak görüyor, kabul edilemez buluyoruz….”
Andımız konusunu evrensel insan hakları normlarında incelendiğinizde eğer bir metinden vatandaşların bir kısmı rahatsız oluyorsa bu konuyu idarenin ele alıp çözmesinden daha uygun bir metot yoktur.
Diyeceksiniz ki bir Türk olarak insanların kendileri ile övünmesinde ne yanlışlık var?
Yok. Hatta insanların tabi oldukları etnik kökenleri ile övünmeleri çok doğal olmalı. Ancak kendini başkalarından daha üstün görmeme şartıyla.
Bu duruma itiraz var mı?
Zaten mesele de burada yapmaktadır. Ülkemizin vatandaşlarını oluşturan azımsanamayacak bir bölümü daha ne okuduğunu bile bilmeden yalan söylemek zorunda bırakılıyor. İnsanları yalan söylemekten alı koymak için illa da bir yargı kararına gerek yok ki! Kimseni uluslar arası mahkemelere gitmesine de gerek yok. Bu işte illa da okunacak deniliyorsa andımızı okullarda zorunlu okutma kararından vazgeçerseniz okullar da kendi öznel durumlarına göre okutup okutmamaya karar verirler olur biter. Sorun da bir damla suda kıyamet kopmadan hal oluverir.