Gazeteciler en zor şartlar altında görevlerini yerine getirirlerken çoğu zaman kendi dertlerini unutur, vatandaşa faydalı olmanın çarelerini ararlar. Öyle insan tanıyorum ki asgari ücret karşılığında bir yerde çalışıp ayın ortalarında tükenirken yine de elinden geldiğince insanına yardım etmek için uğraşır. Cebindeki çok az paradan bir miktarını alır, fakirlerin ekmek alması için kutuya bırakır. Öte yandan üç bin lira maaş alan bir üst düzey bırakın insanına yardımı, kuruta kuruta kabız olacak vaziyette halen maaşından memnun olmaz, haram yollarla da servet biriktirmeye çalışır. Burada isim verip kimseyi deşifre etmek niyetinde değiliz. Şöyle etrafınıza bakın ve görün Allah’ın hikmetini.
Neyse, bu gün iki ayrı olaydan bahsetmek istiyorum. Vatandaşın sorunu ile ilgili olarak gösterilen sağduyulu refleks ve sonuçları hakkında.
BATMAN VALİSİ SAYIN TURHAN
Geçen yazımda dile getirdiğim “bir genç kızın feryadı, annem çok hasta” başlıklı yazımdan sonraki gün Sayın Valinin talimatıyla bahse konu ailenin evine yetkililer gitmiş ve gerekli incelemeleri yapmış. Yapılan yardımın bir miktar daha artırımı ile ilgili bir karar alınmış.
Sayın Valinin yazıdan sonra bu konuyla ilgileneceğini tahmin etmiştim. Çünkü Ahmet Turhan iyi bir insan. Devletin kendisine vermiş olduğu yetkileri bu güne kadar vatandaşın lehine kullanması da bunun bir göstergesi. Batman insanı Devleti en büyük temsil yetkisine sahip Valisini korkmadan, ürkmeden gönül rahatlığıyla ziyaret edebiliyor. Demokrat ve kalbinde merhamet olan insanlara ne çok ihtiyacımız varmış, meğer. Gidin bir Valilik makamına da görün orada bekleyen insanları. Her birinin bir derdi, bir ricası var Vali Beyden. Tabii bazı istekler karşılık bulmayabilir. Bu gayet doğal. Ama eğer istenilen şey mantıklı ve hayati bir konuysa o zaman eli boş dönmüyorsun. Halen bazı kurumlarda kendini padişah sanan o kadar çok zerzevat var ki. Kendilerini dev aynasında sanan bu kişileri kendilerinden büyük bir insanın huzurunda, ya da bir siyasinin karşısında görün de tutun kendinizi, tutabilirseniz tabii. O eğilip bükülmeler, o “emredersiniz, ne demek efendimler?” demeler. Ne altında çalışanlara kükre ve ne de üstündekilere yalakalık yap. Adam ol, yeter de artar bile.
Yardıma muhtaç aileye yetkilileri gönderdiği için Valimize teşekkür ediyoruz. Umarız yapılacak yardımlarla bu aile biraz olsun feraha kavuşur
REKTÖR ULUÇAM
ALES başvurusunun son günüydü. Sorun yaşayan bir grup gazetemizi aradı ve Üniversiteye gittim. Sınava başvurunun son günü çok uzun bir kuyruk oluşmuştu. Bizim milletimiz, malum her şeyi son güne, son dakikaya bırakırız. Öğleden sonra dört civarı ve kuyrukta 150 kişi beklemekte. Homurdanmalar, kızgınlıklar. Niçin ilerlenmediğini sorduk ve aldığımız cevap tek bir memurun kayıt işlemleri için uğraştığı yönündeydi. Kime sorsak bilmiyorum, benim işim değil cevabı bizim de canımızı sıktı. Rektör Uluçam’ı aradım ve durumdan haberdar olup olmadığını sordum. Hasankeyf’te çalışmalarda olduğunu ve dolayısıyla bilgisi olmadığını ama en kısa zamanda konu ile ilgileneceğini söyledi. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra ikinci bir memur geldi ve kuyruk o şekilde eridi. Vatandaş Batman Çağdaş Gazetesine memnuniyetini dile getirdi.
Rektör Uluçam’ın işi bir hayli zor. Bir taraftan bilimsel çalışmalarla ilgilenecek ve bir yandan da idari işlemleri takip edeceksin. Bütçe ile uğraş, Arnavutluk örneğinde olduğu gibi ortak proje ve değişim çalışmalarına imza at, yeni kampus ve binaları denetle. Üniversite çok yeni ve iş bir dünya. Rektör aslında yalnız. Birçok kurum ve şirkette de olduğu gibi herkes topu birbirine atıyor. Kimse demiyor ki elimi taşın altına koyayım. ALES başvuru örneğinde olduğu gibi madem Rektör kazıya gitmiş ve madem kuyruk üniversitenin bir ucundan öte ucuna ulaşmış, bir çözüm getirsenize be mübarekler. Aylık maaşınızı alırken en küçük bir rakam değişikliğinde nasıl da koşuşturursunuz? Yüzlerce insanın kuyrukta saatlerce beklemesinde ne diye koşuşturmazsınız? İlla ki Rektör mü ilgilenecek durumla? En ufak bir konu da bile sıkıntının Rektör Uluçam tarafından giderilmesi, kimsenin elini taşın altına sokmak istememesi bize Rektörün aslında yalnız olduğunu gösteriyor. Kurumsal kimliğin yavaş yavaş oluşmaya başladığı, halkın ise gelecek nesiller adına Üniversitenin ne büyük bir hayati işleve sahip olduğunu henüz anlamadığı ve tanımlayamadığı bir geçiş döneminde Rektör Uluçam daha çok yorulacağa benziyor. Olsun, ne çıkar bundan? Böylesi çalışkan insanların bundan sıkıldıkları filan yok. Belki biraz fazla yoruluyor, asli görevleri olan bilimsel çalışmalarda sekteye uğruyorlar ama en azından kafalarını yastığa koyduklarında büyük bir iç huzuruyla yatıyorlardır. Sanırım bu da onlara yeter. Kurumları ile ilgilenen, millete faydalı olmaya çalışan her adamı/kadını köşemize taşıyacak ve kendilerine şükranlarımızı sunacağız.
Next