Ülkemizde Anayasal vatandaşlık konusu uzun bir süreden beri tartışılmaktadır. Diğer medeni ülkelerde sorun ne şekilde aşılmış ise bizim de kendi sorunumuzu o temelde aşmamızda yarar bulunmaktadır.
Modern devlet yapılanmasında vatandaş ile devlet arasındaki bağ “vatandaşlık” bağıdır. Bu bağ insanların geldikleri etnik kökene göre düzenlenmez. Renk, cinsiyet, konuşalan dil, inanılan din temelinde de bir şekillenme olmaz. Bütün bunlara bakılmaksızın vatandaş ile devlet anayasal eşitlik temelinde vatandaşlık bağı ile kalıcılaştırılır.
Örneğin Amerika Birleşik devletlerinde bir vatandaşa aidiyetini sorduğunuzda ben Amerikan vatandaşıyım diye bir cevap verir. Ardından detaylanması gereken özellikler varsa sıralanır. Bu genel anlamda Avrupa devletlerinde de böyledir.
Devlet yapısı tek bir ırksal köken ile bağdaştırıldığında ise olayın yönü ve anlamı değişmeye başlar.
Ulus devlet yaratma çabaları sonucunda Teklileştirme neredeyse en doğru kurul ve hedef olarak algılanmıştır. Oysa birçok ülkede -ki bizim ülkemizde bunların içerisinde bulunur- ikiden fazla etnik kökenden gelen vatandaşlar mevcuttur. Böylesi yerlerde ya asimilasyon politikaları devreye sokulmuş ya da ulus devlet modellinde bir değişikliğe gidilmiştir.
Geldiğimiz aşamada artık bizim de anayasal vatandaşlık kavramını birleştirici bir unsur olarak ortaya koymamız gerekmektedir. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu ve Türklüğün bir etnik kimlik belirlemesi olmadığı belirlemesinin geçerliliğini yitirdiğini, doğru olanın herkesin “Türkiye cumhuriyeti devleti vatandaşı” olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekmektedir.
Bu konu ile ilgili olarak yayınlanan bir haber ilgi çekici ve yerinde alınan bir kararı kamuoyuyla paylaşmıştır. Haber özetle şu şekilde verilmiştir; “ Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi Yasası’nda önemli bir değişikliğe giderek, yemin metninde yer alan “Türk milleti” ve “Türk evlatları” ifadelerini çıkardı.
TBMM Başkanlığı’na sunulan Anayasa Mahkemesi’nin yapısına ilişkin uyum yasa tasarısında, üyelerin göreve başlarken söylediği yemin metninde değişiklik yapıldı. Daha önce üyeler göreve başlarken şu yemin metnini okuyordu:
“Türk milleti tarafından demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı koruyacağıma; görevimi doğruluk, tarafsızlık ve hakka saygı duygusu içinde sadece vicdanımın emrine uyarak yapacağıma, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
Üyeler bu kez şu yemini edecek:
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı koruyacağıma; görevimi doğruluk, tarafsızlık ve hakka saygı duygusu içinde, her türlü etki ve kaygıdan uzak olarak Anayasa’nın dayandığı temel ilkelere uygun hukuk anlayışı içinde, sadece vicdanımın emrine uyarak yerine getireceğime namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
Bize göre bu değişiklik yerinde bir değişiklik olmuştur.
Darısı okuldaki öğrencilere her sabah okutmak zorunda kaldığımız metinlerin başına diyelim. Kendi gerçekliklerimiz doğrultusunda karar aldığımızda yapılanların daha birleştirici ve gerçekçi olduğuna inanan vatandaşlardanız.
Next