Ülkemizde 1984 yılından bu yana kan ve gözyaşı ile süren bir çatışma yaşanmaktadır. Kamuoyunun “Kürt sorunu” olarak kabul ettiği gerekçelere dayalı olarak sürdürülen bu çatışmaların bilançosu herkesin malumu.
62 binin üzerinde yurttaşımız yaşamını kaybetti.
Onbinlerce tutsak cezaevlerinde yaşamlarını sürdürüyor.
17.500 civarında faili meçhul cinayet işlendi.
3 bin civarında kayıp insan söz konusu
4 bin- 4.500 civarında köyümüz boşaltılıp, yakılıp, yıkıldı.
300–400 milyar dolarında harcama gerçekleşti
Milyonlarca insanımız göç etmek zorunda kaldı.
Sadece bu tabloya bakıldığından bile adım atmamanın ne kadar büyük bir yanlış olduğu görülmüyor mu?
Memleketi seven herkes bu acı tablonun daha da acı boyutlara taşınmadan sorunun çözümüne yönelik çaba sarf etmektedir.
Sorunun askeri ve güvenlik kaynaklı bir sorunu olmayıp siyasi bir sorun olması hasebiyle de silahların bırakılıp meselenin masada çözümüne yönelik önerilerde bulunulmaktadır.
Bizler her masa dediğimizde ne hikmetse bu memleketi sadece kendilerinin tapulu malı sananlar illa da silah demekten kendilerini alamıyorlar.
Çözüm önerileri silah olunca da doğal olarak kan ve gözyaşından başka bir şey ortaya çıkmıyor. Et ile tırnak gibiyiz ayrılamayız sloganlarının bir aldatmacadan başka bir şey olmadığını da hatırlatmak gerekir. Bu anlayışın başına MHP ve TKP gibi partiler çekiyor. İlginç bir sonuç değil mi? Sözüm ona her biri ayrı kulvarın temsilcisi olan bu iki partinin konu Kürtler olunca bir araya gelip kenetlenmelerini görmek “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” dedirtiyor.
Bu partilerin sorunun çözümüne yönelik diyalog girişimlerini de tahammülleri yok. Demokratik açılım- ki sadece adı var kendisi ortalarda bulunmuyor- ve son zamanlarda ortaya atılan MİT temsilcilerinin Öcalan ile görüştükleri açıklamaları karşısında MHP lideri Devlet Bahçeli bakın nasıl düşünüyor;”Hükümetin 1 Ağustos 2009 tarihinde Ankara Polis Akademisinde bazı akademisyenlerin de katıldığı bir toplantıyla ''demokratik açılım'' sürecini başlattığını anımsatarak ,''Bu sürecin PKK terör örgütünün siyasallaştırılmasına yönelik olduğunu'' iddia ediyor.
''Anayasa değişikliğiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) etkisiz hale getirilmeye çalışıldığını'' öne süren Bahçeli, ''Bu sayede ileride PKK terör örgütünün siyasallaşması için çıkarılacak kanunların yargıdan dönmemesinin önlenmesinin hedeflendiğini'' savundu.” Haber bu şekilde devam ediyor.
Bir de CHP var tabi. Bölgedeki söylemi ayrı Ankara’ya gidince tavırları ayrı olan parti. Bu partide uzun yıllar siyaset yapan Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer de Kürt sorunu ile ilgili yazdığı kitabında önerilerde bulunuyor. Değer; Diyarbakır il başkanlığı, milletvekilliği ve 10 yıl boyunca Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeliği, Genel sekreter yardımcılığı ve halen PM üyeliği yapan bir siyasetçi.
Değer, kitapta şu önerilerde bulundu: "Türkiye sınırları içinde yer alan tüm silahlı güçlerin tasfiyesi ya da geri çekilmesi sağlanmalı ve bununla eşzamanlı olarak barışı güçlendirmeye yönelik çatışmasız bir ortam sağlanması için bölgedeki olağanüstü önlemler ve operasyonlara ara verilmelidir. Bunun ardından silahsızlanmanın sağlanması için bir genel af çıkarılması önemli sonuçlar verecektir. Bu genel af ile birlikte silahsızlanma ve eve dönüş sağlanabilir. Örgütün bütün kadrolarına koşulsuz genel af imkanı sağlanması ile silahsızlanma gerçekleştirebilecek ve bu da sorunun çözümünde kalıcı ilerlemeler sağlanmasına imkan tanıyacaktır.
“CHP, Kürt sorununun çözümünde öncü olmalı." görüşünü savundu. Kitapta Kürt sorununun çözümü için yapılan bazı öneriler şöyle:
12 Eylül Anayasası'nın yerine demokratik bir anayasa için somut adımlar atılmalıdır.
Türklüğü vatandaşlık olarak tanımlayan Anayasa'nın 7. maddesi değiştirilebilir. “
AKP de sorunun çözümü için çabaladıklarını ifade etmektedir. O haldi çözüm için bu kadar kararlılık varsa neden adım atılmıyor.
Atılması gereken adımların başında sorununu çözümü için katkı sunmayanların susması gerekiyor. Ardından da operasyonların durdurulması. Bu iki adım zinciri halka halka uzatmaya da ön ayak olacaktır. Ama önce artık konuşmaya ve sataşmaya son verip adım atmak gerekiyor.