Yasaklar totaliter rejimlerin temel direkleridir. Bu rejimleri kuranlar, kendilerinden başkasına konuşma hakkı tanımazlar. Bu toplumlarda yüksek sesle düşünmek, konuşmak, eleştirmek, sorgulamak suçtur.

            Türkiye 1997 yılının 28 Şubat’ında işte böyle bir korku rejimine teslim olmuştu. Aydınlar andıçlarla hedef haline getirilmiş, ülkenin okuyan gençleri arasında eşitsizlik yaratılmış, yüksek öğrenime girmek isteyen meslek liselilerin önü kesilmiş, başörtüsü taktıkları için yüzlerce genç kızımız üniversitelerden uzaklaştırılmış, yeşil sermaye adı altında işadamlarına ambargo konulmuş, bir tuğgeneral ülkenin başbakanına açıkça hakaret edebilecek duruma gelmişti.

            O günlerin kudretli generalleri bugün terör örgütü suçlamalarıyla hâkim karşısına çıkarılabiliyorlarsa, bu ülkede artık geç de olsa demokrasinin yerleşmeye başladığından söz edebiliriz demektir.

            O gün darbeci YÖK’ün apoletli profesörlerinin aldıkları karar bugün artık tarihe karıştı. Tabii biz çocuklarımızın gasp edilen hakları geri verildiği için seviniyoruz. Peki gasp edilen hakların yol açtığı tahribatın hesabını kim verecek? Kararan hayatlar geri gelecek mi? Yitirilen umutlar tekrar dirilecek mi? Belki bunların hiç biri olmayacak, ama en azından bundan sonra gençlerimiz ayrımcılığa uğramadan öğrenim hayatlarını devam ettirebilecekler.

            YÖK ve katsayı sorunu çözülmesi gereken sorunların başında geliyordu. Katsayı sorunu aşıldı ama, YÖK’ün cuntacı yapısı anayasal olarak hala koruma altında. YÖK, varlığını 12 Eylül anayasasına borçlu olduğundan, özerk yapıya kavuşması da ancak sivil ve demokratik yeni bir anayasa ile mümkün olacaktır.

            Yeni anayasa yapılmadığı sürece HSYK, Anayasa Mahkemesi, MGK gibi kurumlar sürekli kendilerini parlamentodan ve halkın seçtiklerinden üstün görmeye devam edecekler, yeri geldiğinde işlevsiz kılmaya çalışacaklardır.

            Şu anda özellikle üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı da özerk ve hür üniversite önündeki en büyük engeldir. Bu yasağın da bir an önce kaldırılarak, bu çağdışı uygulamaların sonlandırılması gerekmektedir. Ak Partiye oy veren büyük halk kesimi O’nun bu alandaki özgürlükleri genişletmesini istemektedir.

            Halkını özgürleştiren devletler güçlenerek büyürler. Halkından korkan, halkının düşüncelerini tehlikeli bulan, konuştuğu dilden ürken devletler halklarıyla barışık olamazlar.

            Nihayet yasaklarla bir yere varılamayacağı anlaşılmıştır. ÖSS’deki adaletsiz katsayı uygulamasının kaldırılması bir başlangıçtır. Sıra diğer anti demokratik ve özgürlükleri kısıtlayan uygulamaların kaldırılmasında. Milletçe haklarımıza sahip çıktıkça, çocuklarımıza daha mutlu bir gelecek inşa etmiş olacağız. YÖK Genel Kurulu üyelerini aldıkları bu karardan ötürü tebrik etmek de bizim görevimiz.