İlköğretim okullarında her sabah okutulan “Öğrenci Andı”’nın dayanağı olan 27.08.2003 tarihli ve 25212 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 12.maddesinin iptali ve yürütmenin durdurulması için Selahattin Çoban ve avukatları: Av. Abdurrahim AY& Av. Müzeyyen BOYLU tarafından yargıya başvuruda bulunuldu.
Gerekçe bu andın İnsan Haklarına aykırı olduğudur. Gerekçe olarak belirtilen unsurları özünde ise böylesi bir metnin okullarda öğrencilere zorla okutulmasının yanlış olduğu gerçeği yatmaktadır.
Bizler Türkçeyi ilkokulda öğrendik. Bizim kuşaktan olanların çoğunluğu da aynı kaderi paylaşmıştır. Hatta ilkokula başladığımızda Türkçe bildiğimiz için ödüllendirilerek şimdiki yapımızla çok ters olan bir kol başkanlığı görevine getirilmiştik. Bizim Dönemde okulda temizlik kolu ve benzeri kol çalışmaları vardı. Sanırım sadece bizim bölgeye özgü bir de “Kürtçe konuşanlar kolu” bulunmaktaydı. Öğretmenimiz Türkçeyi bilen beni Kürtçe konuşanlar kolu başkanı yapmıştı. Okul kamusal alanı! İçerisinde Kürtçe konuşanların isimlerini yazıp öğretmene veriyorduk. Yani ajanlık yapıyorduk! Öğretmende derste aldığı isimleri bir güzel dayaktan geçiriyordu. Sonraki teneffüste de tehditleri ben alıyordum bazen de dayak yiyordum tabi. Öğretmen desteğinden olmasa bilmeden bulaştığımız iş için daha çok dayak yememiz gerekirmiş meğerse.
O zamanlar ezberlediğimiz iki metin vardı. Birisi istiklal marşı on kıta ezbere bilinecek. Bilindi.
Bir de andımız vardı her sabah okuduğumuz. Gerçeği söylemek gerekirse biz ne olduğunu da anlamadan ezberleyip söylerdik. Günlük rutin işlerimizin başında gelirdi. Derse girmeden okumamız gereken metin. Her sabah hep birlikte anlamını bilmeden avazımız çıktığı kadar bağırarak;
“Türküm,
doğruyum,
çalışkanım,
İlkem;
küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymak,
yurdumu,
milletimi
özümden çok sevmektir.
Ülküm;
yükselmek,
ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda,
gösterdiğin hedefe
durmadan
yürüyeceğime
ant içerim.” Derdik.
Şimdi andımızın ne manaya geldiğini artık anlıyoruz. Sadece biz değil millet’te anlamaya başlamış ki birileri çıkıp itiraz hakkını kullanıyor.
Bunca yıl inanarak okuduğumuz “andımızın” bize her gün yalan söylettirdiğini de öğrenmiş olduk.
Türk olmayanlar Türküm diyordu,
Yalan söyleyenler de doğruyum diyordu,
Tembeller çalışkanım diyordu,
Anlamadığımız kavramları özümüzden çok seviyorduk ve bunun üzerine yemin ediyorduk. And içiyorduk. Biz masumduk biz bize söyletilenin ne olduğunu da bilmiyorduk. Görevimizi yapıyorduk. Bir şeylere malzeme yapıldığımızı bilmiyorduk ki!
Şimdi konu ile ilgili bir dava söz konusudur. Yargı nasıl karar verir bilemiyoruz. Ülkemizin geldiği aşamada artık yargının inisiyatif kullanmasına ihtiyaç var görünüyor. Ulusal ve uluslar arası antlaşmalarda belirlenen haklara göre ülkemizde de artık bir takım şeylerin değişmesi gerektiği görünüyor. Bu şeylerden biri de Andımızın zorla okutulmasından vazgeçilmesi olamaz mı?
Ülkemiz vatandaşları olan insanlar bu uygulamanın insan Haklarına aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile dava açmaktadırlar. İnsan Hakları savunucuları olarak bizlerin de onların sesine kulak vermemiz gerektiğini inanıyoruz.
Next