Malum seçimlerden sonra Türkiye’nin temel gündemi yazılacak olan yeni anayasaya kilitlenmişti. Başbakanın hedef olarak halkın önüne koyduğu yeni anayasa yeni bir anlayışla hazırlanacaktı ve bu anayasa sivil bir anayasa olacaktı.

 Seçimden sonra bu konuda adımların atıldığını da gözlemledik. Bu adımların ön açıcı adımlar olduğunu da belirtmek istiyoruz. Her ne kadar parlamento dışında kalan siyasal partilerin katılımı gerçekleşmediyse de görüşleri alındı ve mecliste bulunan siyasal partilerden eşik sayıda üye alınarak bir Anayasa uzlaşma komisyonu kuruldu. Bu komisyonun bir de çalışma takvimi belirlendi.

Gelinin aşamada komisyonun belirlenen zamanda çalışmalarını bitiremediğini gözlemliyoruz. Bu nedenle süre uzatımına gidildi. Sessiz sedasız gitse de komisyonun birçok maddede uzlaştığın söylemek mümkün. Ancak temel konularda hala belirsizlikler var ve iktidar partisi öneri paketini komisyona sunmuş durumda.

Aslında yeni anayasadan beklenti parlamenter sistem içerisinde daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzenlemeydi. Bir sistem değişikliği talebi beklenmiyordu ancak gelinen aşamada iktidar partisinin başkanlık sistemi talebi aynı zamanda bir yönetim değişikliği mantığında beraberinde getiriyor. Bu durum karşısında muhalefetin CHP ve MHP kanadından sesler yükseldiğini de görmekteyiz.

Burada bir anlayış farklılığının bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Türkiye’nin uygulamada olan sistemsel bakış açısın ülkenin sorunlarını aşmasından yetersiz kalıyor. Bunun aşılması için anayasa başta olmak üzere bir takım değişikliklerin yapılması zorunlu bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Bu konuda bir itiraz yok. Ancak bu zorunlu değişiklik yapılırken eski düzenin karşıtı bir düzen oturtma mantığından da uzak durulması gerekiyor. Yani değişiklik iktidarın baki kalması mantığına dayanmamalıdır. Çünkü bu durum tıpkı tek parti döneminde olduğu gibi bir eğilimin sürekli iktidarda kalma durumunu ortaya çıkarmaya oldukça müsait bir yapı olabilir endişeleri mevcut.

İkinci husus ise eski anayasal mantığın red ve inkar düzeni ve mantığı üzerinde kurulmuş yasakçı bir anlayışa sahip olması tartışmalarıdır. Hem tanımlamalar konusunda mesela laiklik ve ulus tanımlamaları gibi hem de içirdiği konular itibariyle özgürlükçü bir anlayışın sağlanamadığı gerçeği var. Hazırlanma dönemi ve şekli bakımından da incelendiğinde bir askeri darbe anayasası olduğu için çözüm bireyin hak ve özgürlüklerinde değil devletin bakaasında görülmüştür. Oysa bireyin söz ve karar sahibi olamadığı bir sisteme demokratik sistem demek pek mümkün olamıyor.

Bu anlayış aynı zamanda kanunlara da yansıdığından dolayı ülkede fikir ve düşünce özgürlüğü başta olmak üzere birçok alanda sıkıntıların ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu yasakçı bakış açısı öylesine bir korku düzeni yaratmış ki yönetim kademesinde bulunanlar bile bu korkular nedeniyle adım atamaz duruma gelmişlerdir. Modern dünyanın kabul etmiş olduğu birçok demokratik düzenleme korkular nedeniyle ülkemizde hep çekinceler konularak sistemden ve ülkeden uzak tutulmaya çalışılmıştır. Mesela Avrupa yerel yönetimler özerklik sözleşmesi buna somut bir örnek olarak gösterilebilir. Bu ret etme mantığının arkasında yatan gerçeklik ise yasakçı zihniyetin yarattığı sanal korkulardır. Ülke bölünecek elden gidecek, herkes bize düşmandır, Türkün Türk’ten başka dostu yoktur yaklaşımları bu zihniyetin temeline oturtulmuş ve eğitim sistemine işlenmiştir. Böylece her özgürlük talebi bu korkular nedeniyle şiddetle bastırılmaya çalışılmıştır.

Eğer bu ülkenin modern dünya devletleri içerisinde yer almasını istiyorsak o zaman korkularımızdan arınarak yeni ve özgürlükçü bir anayasa ile işe başlamamız gerekir. Sistemsel değişiklikler dahil bütün konuları tartışmaktan çekinmemek gerekir. Mevcut sistemin yetersiz olduğu konusunda hem fikir olunduğuna göre yeni düzenlemeleri de alternatifleri ile tartışmanın da bir zararı bulunmaz. Amaç koltuk değil ülkenin geleceği ve yurttaşların refahı ise o zaman statüko da değil özgürlükçü anlayışlarda buluşmak gerekiyor. Çünkü sorunlar ancak yeni bir anlayış ve anayasa ile çözüme kavuşur. Eğer sorunları çözemezsek çözüleceğimiz konusunda kimsenin kuşkusu olmasın!