Türkiye bir yola girdi. Adının ne olduğu o kadar da önemli değil. Amacı ve varılmak istenen sonucu önemli. Hükümet buna çözüm süreci diyor. Biz de bunu benimseyip sürece ucundan kenarında bir katkı sunma derdi taşıyoruz.
Memleketi seven,
Kimsenin ölmesini istemeyen
Ve kimsenin kimseyi vurmasını istemeyen bir yurttaş olarak.
Aslında şimdi “ayıklanmak” istenen bir çuval inciri berbat edenlerin yaptıklarıdır. Ancak öyle anlaşılıyor ki bilerek veya bilmeyerek incirleri berbat edenler hala yaptıklarının farkında olmamakta direnmektedirler. Tutturdukları yolun yol olmadığını kabul etmektense “yanlışta ısrardan” vazgeçme niyetinde değiller. Hem de bunu şiddet yoluyla “ölümle” dillendirmekten de çekinmemek gibi bir manzara sergilemektedirler.
Seslerini siyasi arenada, meydanda, parlamentoda duyurdukları halde. Devlet içerisindeki birçok kilit noktada adam sahibi oldukları halde hala barış ve kardeşlik dili yerine “ölüm ve şiddet” dilini ön planda tutmaya devam etmeleri anlaşılır bir şey değil. Üstelik garip olan bu anlayışın millet ve devlet adına veya millet ve devlet çıkarlarını koruma adına yaptıklarını dillendirmeleri. Oysa bu devletin de bu milletin de onlar olmadan da kendini kollayacak ve koruyacak yeterli gücü var.
Bir olgu sokakta neden korunmaya çalışılır?
Eğer kendisini koruyacak güçten, yapıda, bilinçten yoksun ise ve bir çıkmaz içerisine girmiş ise o zaman içgüdüsel bir tavır sergilenebilir. Bu tavrın da anlaşılır bir yanı olabilir. Oysa Türkiye’de durumun böyle olmadığını hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Türkiye’yi koruyan ve ilerletmeye çalışanların adı ve sanı bilinen bu kesimden ibaret olmadığını da hepimiz bilmekteyiz ancak bildiğimiz bir şey daha var ki o da bu kesimin her zaman çatışmanın bir tarafı olduğudur. Ülke içinde ülke insanları ile sözüm ona ülke çıkarları için her zaman çatışmayı yol ve yöntem kabul eden bir anlayış.
Hadi tabanda bir tepkime olur ama bu tepkime tavanda daha mantıksal bir analiz ile değerlendirilir ve sağlıklı bir yola evirilmeye çalışılırsa durumu anlamak mümkün olacak ama neredeeee?
Adı belli siyasi anlayışın parlamento sözcüsünü dinlediğinizde aklınıza kavgadan, gürültüden, çatışmadan başka şey gelmiyor. İzlediğinizde Allah sırf çıkıp insanların sinir sistemini bozsun diye özel yarattı diye düşünürsünüz. Oysa bu tarzın sistemi kurmuş bir devlet düzeninde kendine yer bulmuş olan bir siyasal yapıya yakışmaması gerektiğini her halde herkes bilmek zorunda.
Dinilebilir ki dünyanın her yerinde bu tür siyasal anlayışların tavrı ve anlayışı böyle değil mi? Buna da hak vermek gerekiyor ancak bu tavrın doğru bir tavır olmadığı açıktır. Bursa da başlayan ve geçen gün Akil İnsanlar grubunun çalışmaları nedeniyle Doğu Anadolu’da Malatya ve Elazığ gezilerinde sergilenmeye devam edilen; “vur de vuralım öl de ölelim” sloganlı anlayışın emir erlerinin kimden emir beklediklerini, bu emri kime karşı uygulayacaklarını sormak gerekiyor.
Çözüm sürecinde rol alan insanların zaten bu vurdulu, kırdılı anlayışın ülkeyi soktuğu bataklıktan kurtarmak için çaba göstermeye çalıştıklarını görmüyor musunuz?
Vurmakla, ölmekle, öldürmekle ortaya konan tavrın ortaya çıkardığı tablo 50 bin insanın ölmesi, 4000 köyün boşaltılması,400 milyar dolarlık servetin silahlı çatışmada yok olması,17,500 faili meçhul cinayetin işlenmesi, 3500 civarında kayıp vatandaşın olmasına neden olan tablo değil mi?
İnkâr ve imha politikaları sağlıklı sonuçlar ortaya çıkarabilseydi her halde bu tablodan sonra istenen sonuçlar elde edilmiş olurdu. Bu şekilde sorun bitmediğine göre o zaman bu yanlışı düzeltmeye çalışanlara da engel olmamak gerekiyor.
“Öl de ölelim, vur de vuralım” emrini bekleyenlerin de bu emri vereceklerin de yollarının yol olmadığını bir kez daha hatırlatalım. Bunun için çok da bilgili olmaya gerek yok. Yakın geçmişin tarihine şöyle bir bakmak anlaşılması gerekeni anlamak için yeterli olur sanırız.
Next