Demokratik parlamenter sistemle idare edilen ve demokratik, sosyal bir hukuk devleti tanımlaması ile tanımlanan ülkemizde kuvvetler ayrığı prensibinin uygulanmakta olduğunu bilmeyen yok. En azından fiiliyattaki bütün sıkıntılara rağmen anayasa ve yasalarda mevcut olan durum budur.
Takdire şayandır ki bir ülkenin sistemi belirlenirken ülkenin sorunlarını en iyi şekilde çözüme kavuşturan ve halkın yaşam uygulamalarına en uygun sistemler benimsenir. Tabi ülkenin kalkınması ve gelişmesi, çağdaş düzeye gelmesi de temel kabuldür.
Türkiye’nin temel sorunlarının varlığı artık saklanıp gizlenemeyecek şekilde ortada durmaktadır. Doğaldır ki ülke sorunlarını çözmek için girişimlerde bulunacaktır. Siyasal ve sosyal nedenlerden kaynaklanan sorunların çözümü için sık sık askeri yöntemlerin denendiği ancak bu yöntemlerin sorunu bitirme yerine daha büyük sorunlara neden olduğunu pratiklerimizden çok iyi bilmekteyiz.
Bu durumda yapılması gereken sorunun muhataplarının sorunu çözmek için bir araya gelmeleridir. Bu diyalog ve girişimlerden her zaman olumlu sonuçlar çıkmayabilir. Örneğin Oslo görüşmelerinin sonuçlarında olduğu gibi ancak bu, yöntemin doğru olmadığını göstermez.
Yürütme ve yasamanın sorunların çözümü konusunda sorumluluklarının bulunduğunu kimse inkâr etmiyor. Hatta günümüze kadar yoğun olarak bu iki alanda çalışan ve görev üstlenen kesimler çözümsüzlükte tıkandıkları için eleştirilmişlerdir. Ancak bazen de geride kalan parlamenter sistemin üçüncü ayağının da neden sürece olumlu katılımının sağlanamadığı konusu da tartışılmalıdır.
Oslo görüşleri olumlu sonuçlanmamışsa da önemli bir adımın atılmasını sağlamıştır. Bu süreç veya yol çözüm odaklı çalışmalar için umut yolunu da göstermiştir ancak işin yargı bölümü biraz sancılı geçiyor.
Bu görüşmeye katılanlar hakkında savcılık soruşturma başlattı. Bu konu ile ilgili olarak yasal değişiklik yapıldı ama konu ne hikmetse bitmedi. Son olarak basında yayınlanan haber şöyle;
“MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT eski Müsteşarı Emre Taner, yardımcısı Afet Güneş ile birlikte 5 MİT mensubu hakkında yürütülen soruşturma dosyası Başsavcı vekili Oktay Erdoğan’ın resmi yazı ile terör savcısı Adem Özcan’dan alındı.
Âdem Özcan, geçen hafta dosyaları göndererek, soruşturmayı bıraktı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da aralarında bulunduğu 5 isim, 7 Şubat 2012’de ifadeye çağrıldı. Bu işlemin ardından soruşturma dosyasına bakan savcı Sadrettin Sarıkaya dosyadan alındı. Onun yerine özel yetkili savcı Adem Özcan soruşturmada görevlendirildi.
MİT Kanunu gereği, Mart’ta, Başbakanlık’tan soruşturma izni istendi. İzin yazısında imzası bulunan Özcan’a, özel yetkili savcılığın kaldırılmasının ardından kurulan Terörle Mücadele Savcılığı’nda da görev verildi. Terörle Mücadele Soruşturmalarına bakmakla görevlendirilen Özcan, Hakan Fidan hakkındaki soruşturmayı sürdürmeye devam etti. Başbakanlık, izin yazısına cevap vermedi. Terörle Mücadele Savcılığı’ndan sorumlu Başsavcı vekilli Oktay Erdoğan, geçen hafta dosyayı istedi. Özcan, 28 Kasım Çarşamba günü soruşturma dosyasını klasörlerle birlikte Başsavcı vekili Erdoğan’a teslim etti. Söz konusu soruşturmayı Oktay Erdoğan ya kendisi yürütecek ya da terör suçlarına bakan başka bir savcıyı görevlendirecek. Başsavcı vekili Oktay Erdoğan’ın adı geçtiğimiz günlerde Adliye muhabirlerinin, savcıların bulunduğu 7’nci kata çıkışını kayıt altına almasıyla gündeme gelmişti. Erdoğan açıklamasında, uygulamanın “güvenlik görevlilerinin yanlış anlaması” sonucu olduğunu söylemişti. “
Şimdi böylesi hassas bir konuda yargının ya da savcılığın da çözüm konusunda olumlu adım atması gerektiği veya gerekmediği konusunun da tartışılması gerektiğine inanıyoruz. Birçok konuda toplumun ve siyasetin görüş açısını genişletici adımlar atan yargının ülkenin temel sorunlarının çözümü noktasında da olumlu adımlar atması beklentisi yerinde olur sanırım.
Next