Ülkede gittikçe durum tehlikeli olmaya başlıyor. Diyeceksiniz ki zaten yeterince tehlike yok muydu? Tehlike vardı ama bu türden değildi.

7 Haziran sürecinden bu yana yaşananlar eski durumdan çok daha farklı bir sürecin işaretlerini veriyor. Bu tarihten sonra adım adım bir iç çatışmanın ayak seslerini hissediyoruz artık. Çünkü uygulanan politikalar işin şiddete yönlendiriyor ve bu şiddet sadece çatışan tarafların içinde bulunduğu bir alanda olmuyor artık kent merkezlerinde çatışmalar sürüyor.

Tanklarla,

Toplarla,

Zırhlı araçlarla,

Roketler ve kanaslarla,

Uzun menzilli silahlarla,

Bombalarla sokak içlerinde çatışmalar yaşanıyor.

İlçelerin artık tek tek mahallelerinde değil genelinde sokağa çıkma yasakları uygulanıyor.

Şimdiden;

 Yüksekova,

Nusaybin,

Cizre,

Silopi,

Sur,

Silvan bu çatışmalar sonucunda harap olan yerleşim yerleri listesinde yerlerini almış bulunmaktadır.

Bu çatışmalar nedeniyle ölen insanlarımızın sayısı yüzlerle ifade edilecek bir rakama ulaştı.

Peki, bu acı tablodan ne sonuç çıktı tahmin edebiliyor musunuz?

YDG-H geçen gün yaptığı basın açılmasında Hendekleri kapatmayacaklarını ve teslim olmayacaklarını duyurdu.

Devlet en yüce makamın tepesinden mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.

Nerede?

Kentlerin içinde roketler, tanklar, zırhlı araçlar ve uzun namlulu silahlar eşliğinde.

Biri Hendekte diğeri cephesinde çatışmayı sürdürüyor.

Tabi bütün bu çatışmalar vatandaşlarımızın hak ve hukuku ve refah ve huzuru için yapılıyor!

Bu çatışmalar sayesinde vatandaşlarımız öyle bir rahatladılar ki ortada ne evleri kaldı ne barkları. Yiyecek ekmek bile bulamıyorlar.

Evlerine gidemiyorlar gidenler çıkamıyorlar.

Ev denilen yer de kurşunlardan kalbura dönmüş vaziyette!

Vatandaş artık çok net ve yüksek bir sesle bu metodu beğenmediğini söylüyor.Sokak arasında yapılan çatışmalardan rahatsız olduğunu ve bu durumun rahatını bozduğunu belirtiyor.

 Konunun siyasi olduğunu ve siyasi yöntemlerle çözümlenmesi gerektiğini belirtiyor. Lakin kimsenin vatandaşı taktığı yok.

Ne devlet takıyor!

Ne örgüt!

Peki, bir ara durup çatışan güçlerin gözü ile olaya bakalım. Bu çatışmalar sonucunda olacak olan şey bellidir. Bu kentler ve varlıkları çatışma sonucunda harabeye dönüşecek ve kullanılamaz hale gelecek. Arap ülkelerinde böylesi durumlarda kentlerin veya yerleşim yerlerinin dozerlerle yıkılarak kumlara gömüldüğünü de tarihi bilgilerden biliyoruz. Varsayalım biz de de öyle oldu ve şehir komple yıkıldı. Velevki şehir yerle bir edildi ve içinde kalan insanlar da öldürüldü. Peki, bu durumda bile sorun çözülmüş olacak mı?

Eğer cevabınız hayır ise o zaman bu insanlardan ne istiyorsunuz?

Hendekleriniz de Tank ve toplarınız da soruna çözüm değil sorun ekliyor. Daha çok can yakıyor ve sorunu içinden çıkılmaz kılıyor.

Bu nedenle yönteminizi değiştirmeniz ülkenin yararına insanların yararınadır. Savaşta ve savaşmakta gösterdiğiniz maharetlerinizi bir zahmet masada gösterseniz daha çok memnuniyet yaratacaksınız.

Bu memleket kendi aranızda yapmış olduğunuz güç yarışını istemiyor bunu bilin. Zora dayalı insanların ahını alan uygulamalar mutlaka yapana da zarar verir.

Bunu bilin ve kararlarınızı ona göre verin.

Sonra hesap döndüğünde kimseden anlayış beklemeyin.

Çünkü güç kullanan kesimler olarak kimseye anlayış göstermediğiniz algısı genel kabul gören algıdır.