Cumartesi günü ülkemizin doğu cenahında meydana gelen olaylara, yani sokağa çıkma yasaklarına, buna karşı çıkışlardan kaynaklanan ve insanların ölmelerine neden olan gelişmelere dikkat çekmek amacı ile Batmanda esnaflar kepenklerini kapatarak sessiz bir protesto eylemi gerçekleştirdiler.
Bu tavır aslında vatandaşın süregelen çatışmalı ortamı beğenmediğini, uygulanacak olan modelin ve takınılacak olan tavrın böyle olmamasına yönelik bir tepki olarak algılanmalı.
Tavır ve eylem biçimi demokratik bir hakkın kullanımı olarak kabul edilmelidir. Kimseye dokunmadan, zarar vermeden sessiz ve dikkat çekici bir protesto ve tepki biçimi.
Öğleden sonra da HDP üyesi Milletvekilleri M.Ali Arslan ve Ayşe Acar Başaran’ın da aralarında bulunduğu grup basın açıklaması yapmak için yürüyüşe geçti.
Sabah saatlerinden itibaren güvenlik güçlerinin özellikle Turgut Özal bulvarında TOMA ve diğer araçlarla konuşlandıkları Atatürk parkı kavşağına da Jandarmayı yerleştirdikleri gözlemlendi. Yani özetle jandarma dahil güvenlik güçleri tüm güçleri ile alandaki yerlerini almışlardı.
Buna rağmen her hangi bir taşkınlık veya sataşmanın gözlemlenmediğini de belirtmek gerekiyor.
Ardından kaldırımda yürüyüş yapan ve milletvekillerinin de içinde bulunduğu gruba müdahale edildi. Su ve gaz sıkıldı ve bunun sonunda da tartışmalar ve kargaşa başladı.
Polis memurları veya yöneticileri ile vekiller arasında ve il eşbaşkanları arasında sözlü tartışmalar görüldü.
Bu kargaşalar vekillerin cadde ortasında oturma eylemine geçmesine ve sonuçta bazı yöneticilerin gözaltına alınmasına neden oldu.
Şimdi bu belirlemeden sonra bir konuyu tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz. Batmanda son dönemde hep sakin adımlar atılması için büyük bir çaba gösterildi. Gösterilmesi gereken tepkilerin demokratik haklar çerçevesinden ve kimseye zarar vermeden gerçekleşmesi için herkes üzerine düşeni yapmaya gayret ediyor. Özyönetim açıklamalarının yapıldığı yerlerin neredeyse tamamında olaylar ve silahlı çatışmalar çıktığı halde bu il meseleyi tırmandırmadan sakin bir şekilde yürütmeye çalıştı. Bunu kabul etmek gerekiyor. Bu nedenle özellikle bazı çevrelerden ağır eleştirilerin yapıldığını da belirtmek gerekiyor. Belediye Eşbaşkanlarının görevden uzaklaştırılmasına ve meclis çoğunluğunun dışarıda bırakılmasına rağmen bu tavrın sürdürüldüğünü ve sakinliğin tercih edildiğini belirtmek gerekiyor.
Hal ve tavır böyle iken yapılan basın açıklamaları ve yürüyüşlere polisin müdahale şeklinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini unutmamak gerekiyor.
Neden?
Çünkü cumartesi günü de görüldüğü gibi tartışmaların zirve yaptığı noktada bile atılan taşlara ilk itiraz yine HDP ve DBP’li yöneticilerden geldi.
Buna karşılık polis vekil dâhil kitleye tazyikli su ve gazla müdahale etmekten geri durmadı. Özellikle bazı sivil polislerin olayları kaldırım üzerinde izleyen vatandaşlara karşı olan tavırlarının da hoş olmadığını belirtmekte fayda var.
Sonuç olarak görülen odur ki manzara bu şekilde devam ederse halk ile polis veya güvenlik güçleri karşı karşıya gelecek, zaman içerisinde sinirler gerilecek ve en ufak bir kıvılcımda istenmeyen olayların ortaya çıkmasına neden olunacak.
Bu nedenle yöneticilerin özellikle Belediye başkanlarına, milletvekillerine ve seçilmişlere karşı daha duyarlı ve özenli davranmalarında fayda bulunmaktadır. Kaldı ki güvenlik güçlerini siyasilerle karşı karşıya getirmek de doğru bir davranış değildir. Uzlaşma ve etkinlikleri yönlendirme konusunda daha üst makamlarda görev yapan sayın yöneticilerin konuya müdahil ve muhatap olmaları gerekiyor. Çünkü emir verip mobeselerden olayları izlemek yeterli gelmiyor. Ortamın gerginliğinden kaynaklanan sıkıntılar yaşanıyor ve bazen insanlar soğukkanlılıklarını korumada zorlanabiliyorlar.
İkinci husus ise demokratik bir şekilde insanların tepkilerini dile getirmeleri yöntemine yaklaşım meselesidir. Fikirlerine katılalım veya katılmayalım herkesin basın açıklaması yapması, başkalarını rahatsız etmemek şartı ile yürüyüş ve gösteri yapması bir haktır. Bunu değişik gerekçelere bağlayıp engellemeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir.
Ortada fol yok yumurta yok, insanlar gidecekler belirlenen noktada basın açıklamalarını yapacaklar ve dağılacaklar bu dünyanın demokrasi ile idare edilen her yerinde böyledir ve serbesttir. Bizim de yasalarımıza göre serbest olan bir etkinlik biçimidir. Eğer işin yasal çerçevede ve demokratik barışçıl yöntemlerle yürütülmesinden yanaysak bu durumu bırakalım engellemeyi teşvik etmemiz gerekiyor. Böylece insanlar kırmadan, dökmeden, çatışmadan fikirlerini açıklayabileceklerine inanacaklar ve taleplerini bu şekilde ifade etmeye başlayacaklar.
Taşlardan, TOMA’lardan, gaz bombalarından, kırılan camlardan yeterince çektiğimizi ve ders almamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle ifade özgürlüğü konusunda ve yöntemi konusunda bir karar verilmesi gerektiğini düşünenlerdeniz. Yöneticilerimiz şuna karar vermelidir. İfade özgürlüğü olacak mı, olmayacak mı? İnsanların düşüncelerini etrafa zarar vermeden aktarmalarına müsaade edilecek mi yoksa iş yokuşa sürülüp olayların çıkmasına ve canımızın yanmasına mı neden olunacak?
İnsanların kaldırımda yürümesine müsaade etmezsek, caddede yürüyecekler. Konuşmalarına müsaade etmezsek o zaman daha farklı metotlar geliştirecekler. Vekillerine, başkanlarına yönelirsek onlarda farklı yönelecekler. Bu nedenle dikkatli olmak ve düşünmek gerekiyor. Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: “yollar yürünmekle aşınmaz” diyordu. Peki, yöneticilerimiz ne diyecek? Biraz daha özgürlük ve serbestlik mi yoksa güç kullanmak mı?
Next