Filistin sorunu yıllardır sürmekte olan Ortadoğu’nun kanayan bir yarasıdır. Yeryüzünde uğradığı zulümler nedeniyle barınacak bir yer bulamayan ve binlerce mensubunun yok edildiği İsrail’in devlet yetkililerinin bu acılı tecrübelere rağmen başka insanlara zulmetmelerini anlamak gerçekten güç bir meseledir.
Hitler gibi bir diktatörün yok etme planlarına karşı ayakta durduktan sonra karşılarında varlıklarını korumaya çalışan Filistinlilere uyguladıkları insanlık dışı uygulamalar kabul edilebilir bir durum değildir. Çoluk-Çocuk, Yaşlı Genç Kadın demeden bombalamalar ve suikastlar düzenleyen İsrail’in bu saldırgan tutumundan ziyade Arap Birliği ülkelerinin vurdumduymazlıkları ve lakaytlıklarını da anlamak mümkün değil.
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” felsefesine sahip olan inanışın üyeleri olmanın yanı sıra ırkdaşlarının uğradıkları zulümlere rağmen bu kadar sabırlı kalmak her halde Arap Birliği ülkeleri ile İslam Birliği üyesi ülkelere has bir davranış olsa gerek.
Bırakın ırkdaş ve dindaş olmayı İnsan olmak bile bu zulümlere karşı durmak için yeterli bir sebeptir. Bu nedenle özellikle Başbakanın son dönemdeki söylemlerinin yerinde söylemler olduğunu belirtmek gerekmektedir. Filistinlilerin haklı davalarında yanlarında olmak gerekiyor ve dediği gibi ucunda ölüm varsa da “Adam gibi ölmek” gerekiyor.
Ancak burada enteresan bir durum var ki bizi zor durumda bırakıyor. Bu da malum Kürt meselesidir.
Filistin konusunda Kürtlerin Filistinlilerle omuz omuza silahlı mücadele verdikleri dönemlerin yaşandığını da hatırlatalım. Araştırmacı yazar Faik Bulut’un deyişiyle- ki kendisi de orada mücadele edenlerdendir- Türkiye’deki Solcular orada mücadele verirken Türkiye’de başka bir şekilde itham ediliyorlardı. Ancak söylemi değiştirip Kürtler Filistinlilerle omuz omuza mücadele ederken demenin daha doğru olacağını düşünmekteyiz.
Geçen gün Gazzeye ziyaret gerçekleştiren Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hastanede karşılaştığı manzara karşısında duygularına hakim olamayıp gözyaşlarına boğuldu. Görevi ve rütbesi ne olursa olsun, hangi konumda bulunursa bulunsun insan insandır ve duyguları vardır. Vicdan ve acıma duyguları ile yoğrulmuştur bu nedenle de gördüğü zulüm karşısında insani bir tavır sergilemesini doğal olarak görmek gerekir. Velâkin bu duygusallık ve tavır genel olmayıp duruma göre belirginlik gösterince ortaya bir çelişkiler yumağı çıkıyor.
Hükümetin dış olaylar karşısında takındığı ve bizim de –Kürtler konusundaki gelişmeler hariç- doğru olarak değerlendirdiğimiz tavırları olumludur ancak ne yazık ki iç gelişmelerle kıyaslandığında ortaya büyük bir çelişki çıkıyor.
Ortadoğu’nun büyük bir devleti olarak bölgemizin koşullarına göre konumlanmamız gerekir. Ancak Ortadoğu’nun en büyük sorunlarından birini içinde barındırarak “Aslanları, Tilkilerin bağlayıp farelerin kurtardığı” bir coğrafyada büyük devlet olma misyonunu sürdürmenin çok zor olduğunu da kabul etmek gerekir.
Kürt sorununu çözmeyip Roboskileri yaşayan bir ülke olarak İsrail’e uluslar arası platformlarda karşı çıkmak hem inandırıcılığınızı yitirtmenize neden olur hem de sözlerinizin ve haklılığınızın nazarı dikkate alınması mümkün olmaz.
Yani kısadan hisse; içerde kükreyip dışarıda ağlarsanız sorunlara sağlıklı çözümler bulma imkânından yoksun kalırsınız.
Çözümü yok mu?
Var elbet.
Bu çözüm de içerde ağlayıp dışarıda kükremek şeklinde olmalıdır. Süper devlet olmanın da, söylediğini gerçekleştirmenin de, dosta düşmana bilek göstermenin de yolu budur.
 İçerde vicdan dışarıda güç doğurur.
İçerde adalet ve kardeşlik dışarıda güven getirir.
İçerde çözüm her yerde istikrar getirir.