İlginçtir, son günlerde Başbakan Tayip Erdoğan’ın Erbil(Hewler) ziyareti ulusal medyanın bilgili (!) köşe yazarları tarafından bölünme sendromu olarak lanse edilmeye çalışılıyor.
MHP ve aynı kafanın varyasyonları ise bir itirazdır tutturmuşlar. Başbakanın Erbil ziyareti Kürtleri ve ülkelerini tanımak anlamına geldiğini söylüyor.
Yalan mı söylüyor?
Yooooooo…
Beyefendi doğru söylüyor da ortada başka bir çelişki var o da hani biz bin yıllık kardeştik, et ile tırnak idik ne oldu da şimdi bölündük!
Mesele basit. kimse artık kimseyi kandıramıyor.
Kürtler Irak içerisinde kendi yönetim bölgelerinde kendilerini yönetecek bir yapıyı kurmuş bulunmaktadırlar. Bu yapıyı yerinde görüp tanımak herkes için en hayırlı girişim olacaktır.
Neden mi?
Onu da aktaralım.
Ulusal statükocu anlayış sürekli olarak bölünmeye endeksli olduğundan aklına hiç birleşme gelmiyor yani büyümenin bölünmeden daha yakın olduğunu görmüyorlar.
Hadi birleşelim anlayışına sahip olamadıklarından dolayı aman bölünüyoruz telaşına sarılmaktadırlar. Ama şimdi birileri onlara; “ durun arkadaş biraz akıllı olun” demeye çalışıyor.
Bu birilerinin dürüst olup olmadıkları tartışma konusu ama eğer senaryoları korkular yerine sevgiler üzerine kurarsak beklentilerimiz de daha sevecen ve umutlu olacaktır.
Biraz durup düşünelim. Yarın ömür gün eğer Irakta istikrarsızlık başlarsa oradaki Kürtlerle ilişkilerin iyi olması mı iyi, yoksa kötü olması mı?
Veya başka bir şekilde soralım. Bölünme tehlikesi yaşayacak olan bir Irakta Kürtlerle birleşmeli miyiz?
Onlara düşman mı olmalıyız?
Türkiye’deki yöneticilerin, politikacıların üzerinde hassasiyetle durmaları gereken nokta işte burası.
Bölünelim mi?
Büyüyelim mi?
Musul ve Kerkük’ün de içinde bulunduğu bir nüfuz alanını terk mi etmeli yoksa daha sıkı bağlarla mı bağlanmalı?
Burnunun önüne bakmaktan bıkmayan insanlar başlarını biraz yukarı kaldırıp gerçekleri görürlerse yeni stratejilerin nasıl geliştiğini de daha rahat görebileceklerdir.
Türkiye kendi Kürt gerçeği ile artık tanışmış durumda. Bu gerçeği karabasan gibi görme yerine ülkeyi demokratikleştirerek ülkeyi kalkındıracak bir ivmeye dönüştürmelidir. Bu da civarda bulunan Kürtlerle düşmanlık yapma yerine dostluk elini uzatmakla mümkün olabilir.
Hepimiz Mesut Berzaninin Irak Kürdistan yerel yönetiminin başkanı olduğunu biliyoruz da Başbakan bilmiyor mu zan ediyorsunuz?
Emin olun ki bizden daha fazla bilgilere sahip olarak biliyor.
Türkiye artık değişim göstermek zorunda olan bir ülke. Çünkü Türkiye artık büyüyen ve bölgesinde söz sahibi olan bir ülkedir. Biraz daha demokrasi ve biraz daha gerçekleri ile yüzleştiği zaman sorunlarını çözmeyi de başaracaktır.
Her alandaki olumsuzluklar kadar olumlu tavırları da görmek zorundayız. Düne kadar intikam ve silah söylemleri herkesin ağzındaydı. Şimdi ise uzlaşı ve diyalogu tartışıyoruz. Düne kadar nasıl bir bölünmeyi tartışıyorduk bugün artık kimse ayrılıktan söz etmiyor aksine en iyi bir arada yaşama sisteminin ne olduğunu araştırıp konuşuyoruz.
Düne kadar kan gövdeyi götürüyordu şimdi Allah bir daha göstermesin duaları okuyoruz.
Yeni bir anaya düzenlemesiyle kendi gerçeklerini meşrulaştırmış, demokratik bir Türkiye’nin bölünme değil büyüme hedefinin olması gerekiyor.
Çok uzakta değil bu sorunların çözümü. Girmeye çalıştığımız AB normlarını hayata geçirmemiz bile sorunlarımızın azılmasına büyük faydası olacaktır.
Demokratik bir anayasa,
Demokratik bir siyasal partiler yasası
Toplumsal uzlaşıya dayanan genel bir siyasal af
Kürtçenin resmen serbest bırakılıp eğitim ve öğretimine yönelik çalışmalar bizim tüm gücümüzü ülkenin kalkındırılması için, işsizliğin azaltılması için, yatırımların artırılması için harekete geçirmemize neden olacaktır.
O zaman belki misakı milli sınırları da hatırlanacaktır!