Batman en verimli topraklarını katletmekte. Batman’ın ovaları bir bir yok ediliyor. Aslında Batmanlı/biz/bizler bunu zaten bir alışkanlık haline getirmemiş miydik? İlkel feodal yapının gereği insana değer vermemeyi bir gelenek haline getirmenin acısını en çok çeken toplumuz. Çok değil, on beş sene öncesi o karanlı bir dönemi düşünsenize. Bizi birbirimize kırdırmadılar mı? Hadi fitneciler kötüydü, ya onlara alet olan bizler? Bizim hiç mi bir sorumluluğumuz yoktu?
İnsana değer vermede toplum/devlet olarak gelişmiş ülkelerin ne kadar gerisindeyiz?
Bunun bir yansıması olarak Toprak Ana’ya da aynı cinayetleri işliyoruz. Bir zamanların geniş Batman ovalarının üzerine beton yığınları dikiyoruz. Halbuki o toprakların oluşması milyon yılları almıştı. İnsan oğlunun/kızının gözünü bir kuru toprak doldurur. Gözü dönmüş arsa sahipleri biraz rant uğruna o güzelim verimli arazileri binalara, sitelere dönüştürmekte. Yerel yönetim, hükümet ise bu duruma sadece seyirci.
Şehirleşme yapıldığı zaman bunun şehir planlamacıları tarafından verimli tarım arazilerinin olmadığı, engebeli alanlara kurulması sağlanmalıdır. Deprem açısından da bu daha emniyetlidir. Sonrasında tarım alanları da zayi edilmemiş olacaktı. Ama bu yapılmadı.
Toprağı olmayan insan vatanı olmayan insandır. Vatansız olmak ne ağır bir duygudur. Zürriyetinin geleceği yoktur, tarihi yoktur, kimliği yoktur.
Yanlış yerleşim planı zamanla insana zarar veriyor. Suriye’den başlayıp ta Batman’a kadar vuran sel felaketi de insan oğlunun yaptığı yanlışlardan kaynaklandı.
***
İsrail verimli tarım arazileri bakımından Türkiye ile karşılaştırılamayacak kadar yoksun bir durumda. Ancak adamlar Türkiye dahil bir çok ülkeye tarım ürünü ihraç etmektedir. Toprağı ve suyu olmayan bir ülke bunu başarabiliyor. Su için deniz kullanılıyor. Denizin suyu ve tuzu ayrıştırılıyor ve billur gibi su elde ediliyor. Tarım ürünleri için de asla verimli arazileri bina dikimi ile yok etmiyorlar. Hatta genetiği ile oynuyorlar ki ihraç ettikleri domates yenilebilir bir ürün olsun ama tohumu tüketici tarafından elde edilemesin. Böylelikle kendilerine bağlı bir Pazar oluşturmuş oluyorlar.
***
Topraksız tarım denilen bir teknik hızla yayılmakta. Bu cennet vatan korkarım bu tekniği yakın zamanda uygulayacak bir ülke durumuna gelecek. Atalarımızdan miras aldığımız bu güzellikler torunlarımıza kalmayacak. Ama en azından bilim insanları topraksız tarımı keşfettiler. Tarım açısından uygun olmayan yerlerde bu üretim tekniği kullanılabiliyor. Üstelik de toprağa nazaran beş kat fazla verim almak mümkün. Üretici açısından bir çok maliyette bu teknikte minimize oluyor. Gübreleme, ilaçlama ve aşırı su kullanımı yok. Kişiler isterse çatı ve balkonlarda da bu üretimi gerçekleştirebiliyor. Yani dileyen mutfak ihtiyaçlarını bu şekilde sağlayabiliyor.
İngiltere’de Kaliforniya Üniversitesinde Profesör Doktor William Gericke 1950 yılında bu sistemi tanıttı. 1990’larda yayılın bu sistem ülkemize de 1995 yılında Antalya’da uygulanmaya başladı. Çorak topraklarda bile mükemmel ürün yelpazesi sunan topraksız tarım tekniğinde toprak yerine organik ve inorganik maddelerden perlit, Hindistan cevizi lifi yada ponza kullanılıyor.
***
Avrupalıların deyimiyle ülkemiz bir güneş ülkesidir. Güneşin girdiği eve nasıl ki hastalık giremezse aynı şekilde güneşin girdiği ülkeye de hastalık girmemeliydi. Biz ise ha bire hastalıklarla boğuşmaktayız. Çünkü doğaya yeterince saygı göstermiyoruz.
Toprağımıza sahip çıkmadığımız için seller ile cezalandırıldık.
Teneffüs ettiğimiz havayı kirlettiğimiz için her kış hastanelere hücum eder olduk.
Çok yiyip az hareket ettiğimiz için obezleştik.
İnsan ruhunun kıyafeti olan ve modası asla değişmeyen bedenimiz, erken yaşta deforme olmaya başladı.
Köy tavuğu yerine fabrikasyon civciv, doğal yumurta yerine laboratuar yumurtası, tandır ekmeği yerine fırın ekmeği, ev yapımı yoğurt yerine makine yoğurdu, çayırlık inek eti yerine ithal kırmızı et, köy domatesi yerine genetiği ile oynanmış, tohumsuz domates, ayran yerine gazlı içecek tüketerek kendimizi de tükettik.
Çocuklar artık doğal bir gelişim göstermiyor. Pekmez, kaymak ile beslenmesi gereken çocuklar cips, kola ve şokella türü gıdalarla besleniyor. Hormon dengeleri alt üst olmuş durumdalar. Kız çocuğu 9 yaşında regl olmuş bir baba dertliydi. Çünkü uzmanların dediğine göre sağlıksız gıdalarla beslenen çocuklar bir çok hastalıkla birlikte erken dönem ergenlik sorunuyla da karşılaşabilmekteydiler. Bunun en büyük dezavantajı ise çocuğun çok kısa bir boya ulaşabilecek olmasıymış. Yani zamanından önce gelişim sağlayan çocukların boyları olması gerekenden daha kısa kalıyormuş. E yazık günah değil mi?
İnsanı sevmezsen, doğayı korumazsan, verimli tarım arazilerini betona teslim edersen, sağlıksız gıdalarla beslenirsen bin türlü hastalık, bela ile karşılaşırsın. Sonra da başlarsın yakınmaya “kardeşim bu ne menem bir hayattır” diye. Suçu kaderde aramanın bir gereği yok. Suçlu sensin/benim/biziz. Aklımızı kullanmadık, Allah’ta belamızı verdi..
Next