Bir ülkede temel tehlikelerden biri - bana göre en büyüklerinden- toplumsal kopuş belirtilerinin ortaya çıkmaya başlamasıdır.
Bir toplumun değişik özelliklere sahip kesimlerinin birbirlerinden uzaklaşmasının elbette sosyolojik nedenleri vardır ve bunların ciddiyetle araştırılması gerekmektedir. Ancak bizim ülkemizde durum giderek içinden çıkılamaz bir hal almaya başlıyor.
Toplumun geldiği boyut artık saklanamaz ve ötelenemez tehlikeler içermektedir. Oy uğruna, iktidar uğruna, milliyetçilik uğruna veya toplamsal statüko adına neye dayandırılıyorsa dayandırılsın gözle görülür, elle tutulur bir kopuş yaşanmaya başlıyor.
Bu kopuşun en belirgin olarak görülen örnekleri Kürtler ile Lazlar arasında ya da Karadeniz bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan insanlarımız arasında yaşanmaktadır.
Bunun temel nedenlerinden birisi beklide ekonomik durumundan dolayı Kürtlerin Karadeniz bölgesine yeterince veya çokça göç etmemiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Ancak sosyolojik olarak ele alındığında farklı gerekçelerin de ortaya çıkacağından eminiz.
Türkiye’de tek Millet yaratmak amacı ile sürdürülen asimilasyon politikaları ağırlıklı olarak Karadeniz ve Şark vilayetlerinde uygulanmıştır. Bu durum her iki toplum katmanında da farklı sonuçlara yol açmıştır. Bu sonuç aşırı uçlara doğru kaymaktır.
Verilen veya uygulana politikaların etkin ve egemen olmayı başardığı yörelerde aşırı bir milliyetçilik tutmayan yerlerde de aşırı bir tepkisellik ile karşı karşıyayız.
Bunun somut örneklerini yukarıda belirttiğimiz bölgelerimizde görmek mümkündür. Sisteme getirilen her eleştirinin veya sistemsel değişiklik talebi içeren her talebin Karadeniz bölgesinde yaşayan vatandaşlarımız tarafından sert bir şekilde karşılık bulması ve saldırı ile yok edilmeye çalışılması somut bir belirleme olarak ortada durmaktadır.
Doğu ve Güneydoğuda ise asimilasyon politikasının ortaya çıkan refleks karşısında başarısız olması Kürtlere büyük bir bedele mal olmuş ise de sonuçsuz kalmış olması Türk milliyetçiliği yerine Kürt milliyetçiliğinin yer bulmasına neden olmuştur.
Bu durum bu iki bölgemizde yaşayan vatandaşlarımızın birbirlerine karşı duyarsızlaşmasına neden olmuştur. Karadeniz bölgesinde ister kabul edelim ister etmeyelim Kürt vatandaşlara karşı savunma refleksi adı altında saldırı refleksi gelişmiştir. Bunun en somut örneklerinden biri de amele pazarında yurda kaçak giriş yapan Gürcülere 70 liralık yevmiye ile iş verilirken 30 liraya Kürtlere iş verilmemesi gösterilebilir.
Fındık toplamak için Karadenize giden Kürt yurttaşların karşı karşıya kaldıkları durum da zaten bilinmektedir. Şikâyetlerin artması üzerine devreye giren milletvekillerinin girişimleri sonucunda bu işçilerin kalacakları yerler bir nebze rahatlatılmış ise de o bölgede yaşayan insanların bakış açılarını değiştirecek bir değişiklik yaşanamamıştır.
Dolayısı ile Karadeniz bölgesinde yaşayan vatandaşların Kürt kökenli vatandaşlara karşı olan duygularında bir değişimin yaşatılması birlikte yaşam amacı için kaçınılmaz görünmektedir.
Bölgeler arası gezilerin düzenlenmesi, konu ile ilgili paneller verilmesi, gerçekçi bilgilerin paylaşılması toplumsal kopuş ve çatışmanın önüne geçmek için yararlı bir çalışma olacaktır. Ancak her şeyden önemlisi herkesin bu ülkede kendi değer ve bakış açısı ile eşit haklara sahip olduğu gerçeğinin devlet yetkilileri tarafından topluma aktarılmasıdır.
Sistemli bir çalışma ile belli bir etnik kökenden gelen vatandaşların talepleri demokratik bir bakışla karşılanmaz ve dışlayıcı politikalar üretilirse toplumu bir arada tutmanın olanakları ve imkânları da doğal olarak yetersiz kalır. Bunun sonucu toplumsal düşmanlık ve kopuş olur.
Çok vahim sonuçlarla karşı karşıya kalmamak için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir.
Next