Cumartesi günü önyargılar giremez platformu öncülüğündeki Küçük Millet Meclisi toplantısındaydık. Altan Tan´ın kolaylaştırıcı konuk olarak katıldığı toplantı görebildiğim kadarıyla bugüne kadar yapılan en kalabalık toplantı özelliği taşıyordu.
Ticaret ve Sanayi odası salonunda gerçekleştirilen toplantıda konuklar oturacak yer bulamadılar. Birçok konuk yer darlığından dolayı toplantıyı ayakta dinlemek ve izlemek zorunda kaldı.
Bu geniş katılımın iki nedeni bulunmaktaydı; Birincisi katılımcı Altan Tan´ın hemşerilerimiz tarafından beğenilen kişiliği. İkincisi ise konunun geniş kitleler tarafından hassasiyetle izlenen bir konu olması. Yani Belediye başkanlarının tutuklanması, siyasi parti kapatılması gibi hassas konular.
Öncelikle önyargılar giremez platformu çalışımlarından önce değişik siyasi fikirlerde olan STK ve kişiliklerin bir araya gelme şanslarının düşüklüğü hepimizin malumu. Bu toplantılarla birlikte değişik fikirlerdeki insanların bir araya gelerek ortak konularda fikirlerin paylaşabilme imkânına sahip olduğumuzu belirtmek gerek. Cumartesi günü yapılan toplantıda da gördük ki bu zor süreç atlatılmış ve ortak konularda fikri ne olursa olsun insanların yanlışlıklar karşısında aynı fikirde ortaklaşabiliniyormuş.
Bu konudaki çabalarından dolayı Başta Cuma Gülcü arkadaşımız olmak üzere katkısı olan herkesi kutlamak istiyorum. Bu toplantılar dolayısıyla en azından STK´lar düzeyinde iletişim kurma ve birbirini anlama perspektifi yakalanmış bulunulmaktadır.
Cumartesi günü yapılan toplantıda ortaya çıkan temel fikir bize göre son dönemde yapılan operasyonların kimsenin vicdanında haklı görülmediği gerçeğinin ortaya çıkmış olmasıdır. Bir hareketin doğru olup olmaması onun kanunlar önündeki durumundan ziyade vicdanlarda yarattığı imajıdır. Toplantıya katılan STK temsilcileri olsun, izleyici kitlesinin bireyleri olsun yaptıkları beyanlarında Belediye Başkanlarına plastik kelepçe takılması olayını onaylamadıkları genel kanı olarak ortay çıktı.
Türkiye´de değişik kesimlerin değişik alanlarda sıkıntılarının mevcudiyeti malum. Laikler, dindarlar, dinsizler, Müslümanlar, gayri Müslimler, Kürtler, Türkler, Örtülüler, örtüsüzler velhasıl bütün grupların değişik sorunları bulunmakta. Bu sorunların en belirgini ise Kürt sorunu. Kürt sorununun bu kadar belirgin olmasının nedeni ise Kürtlerin silahlı mücadele yöntemi ile işe başlamış olmaları. Silahların konuştuğu ortamlarda herkes susmak zorunda kaldığı için de ülkemiz bu konuda çok ağır bedeller ödedi. Şimdi bu sorunun nasıl çözümlenmesi gerektiği konusunda hep beraber kafa yoruyoruz. Birinci öncelik silahların susturulmasında yatıyor. Silahların susması için de silahlı güçlerin ikna edilmesi gerekiyor. Bütün mesele bu ikna olayını nasıl ve kiminle gerçekleştirileceği meselesidir. Bunun için çözümü Demokrasi ve insan Hakları konusundaki hassasiyetlerde aramak gerekiyor. Sadece Kürtler konusunda adımlar atmak Türkiye´deki diğer grupların sorunlarını çözemeyecek ancak insan Hakları ihlallerinin normalize edilebilmesi için de Kürt meselesine öncelik tanınması zorunluluk olarak görülüyor.
Türkiye´de Demokrasinin geliştirilebilmesi için öncelikle ifade özgürlüğünün sağlanması lazım. İfade özgürlüğü olmalıdır ki insanlar düşüncelerini ortaya döksün ve yöneticiler de bu düşünceler içerisinde en iyilerini belirleyerek çözüme gidebilsin. Bu konuda bazı kurum ve kuruluşların yüksek hassasiyetleri (!) nedeniyle istenen adımlar ne yazık ki atılamıyor. Bu hassasiyetlerin köküne indiğinizde ise karşınıza çok tuhaf bir sahiplenme çıkıyor. Ülke içerisinde görev almış bazı kesimler bu ülkeyi sadece kendi fikirlerinde olanların ülkesiymiş gibi görüyor. Onlara göre -ki saydığınızda herkesten daha azdırlar ama konumlandıkları noktalar itibariyle güçlüdürler- Tek kalıp ve anlayış şablonuna oturmayan bütün vatandaşlar devlet için ve ülke için tehlike arz etmektedirler. Onların kafalarında bütün anlayışlar ancak “Tek” kelimesi ile başlıyorsa doğrudur. Onların doğrularından doğru olaylara bakmayanlar ülkeyi sevmeyen, ülke için tehlikeli varlıklardır.
Bir kere bu anlayışın yıkılması gerekiyor. Tek´lerin yerine çok´larda birleşirsek sanırım sorunlarımızı daha çabuk ve daha geniş kabullerle çözümleyebiliriz. Onyıl önce bu ülkede konuşulması tabu olan birçok şeyi şimdi daha rahat tartışmıyor muyuz?
Bu sorunu ancak daha çok demokrasi ile çözebiliriz. Daha çok demokrasi için de insanların daha rahat düşüncelerini söyleyebilecekleri, örgütlenebilecekleri bir yasal düzenleme gerekiyor ki bu da ancak 12 Eylül anayasasının yerine konulacak yeni sivil, demokratik bir anayasa ile mümkün olabilir.
Demek oluyor ki bize daha çok demokrasi
Daha çok demokrasi için sivil bir anayasa
Sivil bir anayasa içinde toplumsal bir konsesyüs gerekiyor.
Toplumsal konsesyüsün de seçilmiş insanların plastik kelepçelere bağlanarak cezaevlerine atılmasından geçmediğini herkesin bilmesi gerekir.
Next