Kış boyunca hep bahar aylarının gelişini bekleriz. Bahar geldiğinde doğa canlanacak, her taraf yeşile çalacak canlılar âlemi yeniden üretmenin çabası içerisine girecek diye sıralanan beklentiler bizleri sevince yönlendirir. Ancak her doğuşun bir de ölüşü var. Doğarken sevinilen şeyler kaybedilince yerini hüzünlere bırakır. Varken övündüklerimiz yok olunca bizleri üzer. Değerli varlıklarımızı hayatın canlandığı doğanın renk değiştirdiği dönemde kaybetmek istemeyiz. Baharı bulmuşken kayıpları sindirmek zordur çünkü. Farkında olduğunuz gibi bu kadar beklenti içerisinde bulunduğumuz bahar ayları geldiğinde içimizi bir burukluk sarar. Nedeni her şey canlanırken canların kaybedilme ihtimalinin bu aylarla birlikte yükselişe girmesi. Çocukluğumuz 12 Eylül darbesinin izleri içerisinde geçti. Okul, yaşam başlangıcı ve sorumluluklarımızı öğrendiğimiz dönemler bize göz açtırtmadı. Ardından 1990’lı yılların acı tablosu. Gençliğimizin en üretken dönemini yaşamsal korkular içerisinde geçirmek zorunda bırakıldık. Hayata en çok sarılmamız gereken dönemlerde kendimize kefenler biçtik, tabutlar sıraladık. Acı ve gözyaşları selinde boğulmaya yüz tutuk. Hayatlarımız yaşamın tezatlıkları arasında gitti geldi. Ne biz bir şey anlayabildik neden anlaşılır bir şeyler bırakabildik ardımızda. Büyük umudumuz hiç olmazsa yaşamın olgunluk döneminde huzur içerisinde bir yaşam bulmaktı. Onun umudu ve çabası içerisinde elimizden geleni yapmaya çabalıyoruz. İnsanlar için, halkımız için, ülkemiz için ama nafile tam düzeldi derken bakıyorsunuz ne idüğü belirsiz birileri arı kovanına çomağı sokmuş etrafı savaş alanına çevirmiş. Lafa bakıldığında ülkede yaşayan herkes ülkenin yüce çıkarlarını savunur görüntü içerisinde. İnsanların dillerindeki insan sevgisi karşısında donup kalmak içten bile değil. Ancak insanların içleri öyle değil gibi. Bu kadar güzel konuşanların hareketlerine baktığınızda gördüğünüz şey kocaman bir tezat. Tezatlık, yaşamsal alanımızın tamamını kapsamına almış gidiyor. İçimiz dışımız bir değil çünkü. Neyi istiyor. Neyi savunuyor görünsek yaptığımız bunun tersini gösteriyor. Bu nedenle de insanların gözünde inandırıcılığımızı yitiriyoruz. Kimseler kimselere güvenemez oluyor. Her şey bireyselleşiyor. Her şey güvensizleşiyor. Düne kadar uğrunda canlar feda edilen değerler bir anda korku kalelerine dönüşüyor. Her şey tezatlıklara boğulup akmaya devam ediyor. Tıpkı baharda her şey canlanırken canların kaybedilmesi gibi. Bu tezatlıklar içerisinde bir haftadır birlikte değiliz. Canlar kaybettik bu dönemde, dostlar kaybettik. Acılarını yaşadık anılarını yaşatmaya çabaladık. Yeterli olduğumu bilemiyoruz ama görevimizi yapmaya çalıştık. Doğa canlanırken, canları doğaya, doğanın kucağına teslim ettik. Bu tezatlıklar içerisinde ülke gündemi de yoğun bir şekilde sürüp gitti. Takip edemediklerimiz oldu. Duyup söyleyemediklerimiz oldu. Düşünüp yazamadıklarımız oldu. Onları yeniden paylaşacağız.