Ahmet Türk’e atılan yumruk bir çok demokrat yazarın dediği gibi Kürt ve Türk halklarına, barışa ve özgürlüğe atılmış bir yumruktur. Bir çaycı yamağı bir anda Türkiye’nin iç barışını tehlikeye sokabildi. Türk ve Kürt halkları bu tür namussuzluklara karşı çok uyanık olmalılar. İsmi ne bu provokatörün? İsmail Çelik. Belleğinize alın. İri kıyım bir ızbandut. Yaşı oldukça genç. Ahmet Türk’ün evladı yaşında. Ama bu saldırgan yaşına da olsa saygı duyması gereken babası yaşındaki bir insana peş peşe yumruklar savurabiliyor. Yazıklar olsun senin gençliğine ve de delikanlılığına. İsmail Çelik adındaki insan müsveddesi bunu çok iyi bilsin ki Kürtlerin ulusal tarih bilincinde her zaman için bir yeri olacaktır. Bu yer çok özel bir yer olacaktır. İslam Tarihinde Yezit, Yahudi tarihinde Hitler ne ise kendiside bu kategoride olacaktır. İsmail Çelik’in babası çıktı kamera karşısına. En az oğlu kadar agresif ve hoşgörüden uzak bir kişi. Tek fark Ahmet Türk yaşlarında olmasına rağmen hâlâ büyüyememiş olması. Öyle babaya böyle evlat. Gelelim Sayın Türk’ün hatasına. Sen ki bir partinin büyüğü ve Kürt sorunu çözümünde ilk adressin. Bir kurum müdürü bile bir yere giderken yanında koruma ordularıyla hareket ederken sen nasıl olurda yanında yakın dövüş bilen birileri olmadan hareket edersin? Haydi sen düşünmedin ya diğer partililer bunu niçin ayarlamadılar? Erkek mi, kadın mı olduğu belli olmayan eroinman şarkıcılar bile bir yere gittiklerinde yanlarında bodyguard ordularıyla gitmezler mi? Böylesi ciğeri peş para etmezlerden sen daha mı az kıymetlisin? Paran yok desek, değil. Varlıklı bir aileden geliyorsun. Büyük bir aşirete mensupsun. Partinizin başındaki belalarda ortada. Bu büyük bir ihmal Sayın Türk. Siz, size ait değilsiniz. Siz bugün topluma mal olmuş bir kişisiniz. Bir fevri açıklamanız Türkiye’de milyonları sokağa dökebilir ve etnik savaşı kıvılcımlayabilir. Her ne kadar sağduyulu yaklaşımları salık verdiyseniz de “ma biz Kürtlerde de macera arayan” yok mu? Yaşanan acılar yetmezmiş gibi yenileri de mi ekleyelim? Bir diğer konu Ankara’nın Gölbaşı Belediye Meclisi MHP’li üyesi Mehmet Atak´ın Sayın Sırrı Sakık’ın 3 yıl önce ölen eşi Gülsima için terörist demesi. Bu nasıl bir ırkçılık anlayışıdır. Vefat etmiş birine ne diye hakaret ediyorsun? Dirisine saygın yok, bari ölüsüne saygı duy. Bu kişi Rabbinin huzurunda şu an. Neyi var, neyi yok Allah ile arasındaki mesele. Üstelik de 44 yaşında hayata doyamadan vefat etmiş, gitmiş bir insan bu. Gerçi MHP’nin üst düzey yöneticileri bu konuda partilileri Mehmet Atak’ı eleştirdiler. Ama ne olursa olsun bu tür zihniyetli insanların Kürtlere ve Türklere büyük zararları dokunabilir. Acılı eş Sayın Sakık haliyle kırıldı ve “konuyu TBMM’ye getireceğim. Gerekirse mezarı Muş’a taşırım.”diye belirtmesi bile bu kırgınlığının ifade bulmuş haliydi. İnsanlar bu şekilde kırıldığı sürece barış gelir mi? Kırılma demişken Batman Asri mezarlığında bulunan ve çatışmalarda hayatını kaybeden PKK militanlarının da aralarında bulunduğu otuza yakın mezar taşının kırılması, kafalarda “yeni bir provokasyon mu?” ihtimalini doğurdu. Ölmüş insanlarla kimin bir hesabı olabilir ki? Adam ölmüş, gitmiş. Öyleyse tek bir ihtimal kalıyor geriye: Bermuda Şeytan Üçgeni harekatı; Samsun’da Sayın Ahmet Türk’e saldıran İsmail Çelik, Ankara’da Sayın Sırrı Sakık’ın merhume Eşi Gülsima Hanıma “terörist mezarı” diyen MHP’li Mehmet Atak ve Batman’da PKK militanlarının da aralarında bulunduğu mezar taşlarının gece saatlerinde çekiçlerle kırılması. Alın size tam bir provokasyon, bir şeytan üçgeni. Artık nerede bir fitil patlarsa misali Türkiye’de Kürt ve Türkler arasında bir etnik temizlik senaryosu. 1994 yılında Hutu ve Tutu kabileleri gibi bu iki milleti birbirine düşürme paranoyası ve belki de Ergenekon’un son nefesleri. Her ne olursa olsun biz sağ duyudan yanayız. Birilerinin eline koz vermemek adına çok dikkatli olmalıyız.