Altmış beş yıl önce kuruldu İsrail.
Ama Araplarla, özellikle Filistin’lilerle olan kavgaları daha da gerilere dayanıyor. Mitoloji, 12.Yüzyılda Ege Adalarından kalkarak bu günkü Tel.Aviv- Yafa-Gazze şeridine yerleşen bir deniz kavminden söz ediyor: Aslen Arap olmayan bu kavim Filistinli’lerdir.
Tarihi süreç içerisinde islamiyeti kabul eden çoğunluk Filistinliler (Çünkü içlerinde Hiristiyan olanlar da var) Araplaştılar neredeyse. Kudüs’ün esas alındığı kavgada Siyonizme karşı Arapları hep yanlarında gördüler. Büyük Kürt komutan Selahaddin-i Eyyubî’nin Kudüs’ü Haçlı’lardan kurtarması sonucu Ortadoğu’daki Hiristiyanlar büyük darbe yedi. Zaman içerisinde Yahudiler dünyanın dört bir yanına dağıldılar.
Filistinlilere göre bu topraklara Yahudiler sonradan geldiler. Arapların desteğine güvenerek bu teze göre (uluslar arası diplomatik ilişkiler ve verdikleri mücadele sırasında) İsrail’i hep “yok saydı”lar bu yüzden.
Güncel konumuzdan kopmamak fakat ilişkisi nedeniyle ( uzun uzadıya Filistin-İsrail mücadele tarihine girmemek kaydıyla) bu kavgadaki İsrail tezlerine kaynaklık eden “tarihi gerekçe ve tezleri”ne de kısaca değinmek istiyoruz.
Yahudilere göre Tanrı, ataları İbrahim, İshak ve Yakup’la bir ahit (anlaşma) yapmış ve onların soyunu kendisi için “özel millet”olarak seçmiştir. Bu yüzden Tanrı, tarihte onlara daima yardım etmiştir. Dört yüz yıllık Mısır esaretinden onları kurtarmak için Hz. Musa’yı görevlendirmiş ve kendisi de onların kurtuluşuna müdahalede bulunmuştur. Kutsal kitabı Tevrat’ı diğer milletlere vermemiş, onu özel milletine teslim etmiştir
Bu şekil bir mistik düşünce ve tanrı tarafından “seçilmiş ulus” olma milli ideolojisi sonucunda dünyanın her köşesine dağılmış olsalar dahi kimliklerini koruyarak yaklaşık iki bin yıllık “sürgün” yaşamından sonra bu günkü devlet statüsüne kavuştular.
Dünyanın dört bir yanında dağılı vaziyetteki Yahudiler İkinci Dünya Savaşı sonrasında, kutsal kitapta kendilerine “vaat edilmiş topraklar”da bir şekilde devlet kurunca her şey bitti mi hayır. Görüyorsunuz, bir türlü sular durulmadı bu coğrafyada. Ortadoğu’da son bir asırda yaşamış olan her kişi, günümüze kadar süregelen bu savaşın tanığıdır en azından.
İşte, çok sıcak olmasa bile bu kavga sürerken dünyada eşi görülmemiş bir “takas” olayı yaşandı her iki devlet arasında: Er Gilad Şatil olayı!
Gilad Şatil adındaki asker 2006 yılında Hamas Halk Direniş Komitesi tarafından kaçırıldı. O günden bu güne kadar İsrail ile Filistinliler arasında sayısız oturum, diplomatik görüşme vb.yapıldı. Ne ki, Filistinliler bir türlü İsrail askerini teslim etmeye yanaşmadı. Sonunda insanın hafsalasını zorlayan bir anlaşma sonucunda gerçekleşti bu: Filistin yönetimi elinde tuttuğu er Gilad Şatil’e karşılık İsrail’den, cezaevlerinde yıllardan beri çile çeken 1027 Filistinli’yi istedi.
Kabul etti İsrail!
İzledik, gördünüz, insanın havsalasını zorlayan bir vaka!
O beğenmediğimiz, çoğu zaman faşizan nitelemelerle aşağıladığımız, Kürtlere karşı kendi ülkesinin siyasi ahvalini unutan Başbakanımızın dayılaşarak, sözüm ona ders verircesine, “one minute!” dediği İsrail devleti, bir tek erine karşılık içlerinde değişik zamanlarda resmi-sivil ayırımı yapmadan şehirlerini roketlere tabi tutanlar da dahil olmak üzere 1027 Filisitin tutsağını serbest bıraktı. Hem de hala bir “terör”hareketi olarak gördüğü Hamas’la yürüttüğü pazarlık sonucunda!
Aklın alacağı şey değil! Ama insanlığın ders alacağı çok şey var bunda.
Bu hadiseyi nasıl okumak gerektiğini bilmiyorum, doğrusu.
Ordusuna olan düşkünlüğünden mi, insanına verdiği değerden mi yoksa insanlığa ders olsun diye tarihe bir not düşmek için mi yaptı bunu İsrail, gerçekten anlayamıyorum.
Kürt sorununa dair otuz yıldan beri süregelen kavgada PKK tarafından bu güne kadar içlerinde kaymakam olanlar da dahil her meslekten sivil ve yüzlerce asker alıkonuldu, bunların tümü bir şekilde geri geldi. Ama T.C. devlet- hükümet yetkilileri hiç birinin geri getirilmesi konusunda bu güne kadar bırakın PKK ile pazarlığı, iyi niyetli insanların, barışçıl kuruluşların aracılığını dahi kabul etmedi, etmemiştir.
Bizdeki savaş bitmiyor bir türlü. Bazen şöyle bir bağlantı yapıyorum : Bu ülkede, trafik kazalarında yılda 5.000. bine yakın insan ölüyor. İçimde hep şöyle bir kuşku var; devlet ve hükümetler şöyle mi düşünüyorlar acaba: “ PKK ile verilen mücadelede varsın bunlara yılda 100-200 de asker-polis eklensin, mesele midir?..”
Kürt sorununu çözmemekte direnen AKP yetkililerinin zaman zaman, “Terörle yaşamaya alışmalıyız..” derken, kaynaklandıkları düşünce ya da edindikleri “teselli”nin kaynağı nedir sizce, “insan”a dair bir toplama-çıkarma hesabı olabilir mi, inanamıyorum. Öyleyse eğer müthiş ürkütücü bir şey!
Gencecik bir kaymakam adayı. Silahlı militanlarla şimdi dağlarda.. Mülkiyeli olduğum için biliyorum, yaşama dair ne hayalleri vardı, ailesi ne tür bir meşakkatle büyütmüş, okutmuştur onu, kim bilir..
Allah gecinden versin, bu koşullarda, bir şekilde canından olsa çocuk, devletin umurunda değil!
.
“One minute, one minute!..” diye nara atmak kolay.
Ama bak, o, “İnsan öldürmeyi siz iyi biliyorsunuz!” diye gürlediğin adamın devleti, bir tek askerini özgürlüğüne kavuşturmak için can düşmanı diye belleyerek yıllardan beri zindanda tuttuğu bini aşkın tutsağı salıverdi, ne haber!
Yeryüzünde en büyük değer “insan”dır.
Ne kadar mütedeyyin olursa olsun, ruhu hamaset hamuruyla yoğrulmuşsa “kalp körü” olmaya mahkumdur o insan. Bu cumhurbaşkanı da olabilir, başbakan da..
Next