12 Haziran seçimlerine sayılı günler kaldıkça siyasi arenada mücadele eden siyasetçilerin çalışmaları da hızlanmaya devam etmekte.
Dört yılda bir de olsa insanların kapılarının çalınarak bir yerlere davet edilmeleri takdir edilecek bir davranış elbette.
Evvel ki akşam iki saat ara ile iki davet aldık ailece. İki davet sahibi de ertesi gün yapılacak etkinliklerine bizi aile olarak davet ekmekteydiler.
Birinci davet evimizin emektar telefonunun zilinin çalması ile iletildi. Sayın başbakanın kentimize yapacağı ziyaret çerçevesinde düzenlenecek olan mitinge davetli olduğumuzu belirtiyordu karşı taraftaki nazik ses. Teşekkür ettik elbette ama karşı tarafın duyup duymadığından emin değilim.
İktidardaki siyasi partinin üyeleri daha çok vatandaşa oturdukları yerden ulaşmak için ellerindeki imkânlarını kullanmayı yeğlemişlerdi. Paraları vardı ve teknolojiyi kullanmak en doğal haklarıydı. Onlarda bunu yapıyorlardı.
Bu davete icabet meselesini daha tartışma imkânı bulamamışken kapımızın zile acı acı çalmaya başladı. Kapıya her zaman olduğu gibi yine koşarak giden çocuklardı. Bizim memlekette kapı çaldığında Allah Allah kim ola ki? Yerine acaba misafirliğe kim geldi diye koşulur. Yapılan da aynen öyle oldu.
Kapıdaki misafirler Bağımsız milletvekili Ayla Akat Ata’nın seçim beyanatını dağıtan insanlardı. Onlar da destek istemekle beraber ertesi gün düzenlenecek olan etkinliklerine ailece bizleri davet ediyorlardı. Onlara da teşekkür ettik bu nazik davetleri için ve yüzlerinde memnun bir ifade ile kapımızdan ayrıldılar. Sevindikleri merdivendeki konuşmalarından belliydi.
Bir bayan bir erkek olmak üzere destek için çalışıyorlardı ve böylece kapılarını çalacakları vatandaşların rahatsız olmalarını önlemeyi hedefledikleri beliydi. Paralarının olmadığını söylemeye gerek yok. Teknolojiyi kullanma yerine emekleri ile insanlardan destek istiyorlardı. Emek, demokrasi bloğu adayını tanıttıkları her hallerinden belliydi zaten. Çalışmalarına emekleri ile birlikte duygularını katmayı yeğlemişlerdi.
Balkondan sokağa baktım tek bir evi bile kaçırmamaya büyük bir özen gösteriyorlardı. Bildikleri kadarıyla titiz ve nazik bir edayla adaylarına destek istiyorlardı.
Her iki partiyi yan yana koyduğumuzda eşit şartlarda bir seçim ortamını paylaştıklarını söylemek ne kadar doğru olur bilmiyorum!
Ancak seçmenlerin bu seçimde vicdanları ile cüzdanları arasında bir tercih yapacakları gün gibi aşikâr. Zaten tarafların artık ayrıştıklarını gözlemlemek o kadar zor değil. Bu seçim AKP ile BDP’nin bağımsız adayları arasında geçiyor görünse de aslında işin bir de geçim tarafının bulunduğunu unutmamak gerekir.
İktidar kanadı bu açığı çok iyi bildiğinden buradan yüklenmeyi hedeflemiş bulunmakta. Maliye bakanının ilimizden aday gösterilmesi de bu amaca hizmet eden bir adımdır.
Diğer tarafta ise bölgenin bu duruma düşmesinin nedenini sorgulayan bir tavır koyma var. Yani balık verme yerine balık tutmayı hedefleyen bir anlayış söz konusu.
İşte vicdan ile cüzdan arasına preslenmiş olan toplum siyasi davetlerle alanlara çağrılıyor hangisine gideceğinize artık siz karar verirsiniz.
Bizi merak etmeyin biz iki kesimi de izlemeye devam edeceğiz.
Next